« Önceki | Sonraki »

1/4/2007

selçuklu devleti

Büyük Selçuklu Devleti, Selçuklular hanedanının kurduğu ilk devlettir. Selçuklular tarafından kurulan diğer devletler ise, Kirman Selçuklu Devleti, Irak Selçuklu Devleti, Suriye Selçuklu Devleti ve Anadolu Selçuklu Devleti'dir. 1038-1157 arasında hüküm süren Büyük Selçuklular, en güçlü oldukları dönemde Harezm, Horasan, İran, Irak, Suriye, Arap Yarımadası ve Doğu Anadolu'ya egemen olmuş Türk devletidir.

Selçuklu hanedanına adını veren Selçuk Bey'in başkanı olduğu Kınık boyu, Oğuz boylarından biriydi. Kınıklar, 10. yüzyılda öbür Oğuz boylarıyla birlikte Orta Asya’da yaşıyorlardı. Selçuk Bey’in önderliğinde, 10. yüzyılın ikinci yarısında göç ederek Cend bölgesine yerleştiler ve İslam dinini benimsediler. Bu göçebe topluluk, Karahanlılara ve Samanilere savaşlarda asker vererek karşılığında geniş otlaklar elde ettiler. Selçuk Bey'in 1009'da ölümünden sonra daha da güneye indiler.

Türk tarihi
Tarihî ve Çağdaş Türk devletleri
İmparatorluklar
Devletler
Günümüz

Bu kutu: gör   değiştir

Selçuk Bey'in oğlu Arslan Bey'in yönetiminde, Karahanlıları ve Gaznelileri endişelendirecek kadar güçlendiler. Arslan Bey'in Gaznelilerce tutuklanması ve 1032'de ölmesinden sonra, Selçuk Bey'in torunları Tuğrul Bey ve Çağrı Bey bağımsızlıklarını elde etmeye giriştiler. 1035'te büyük bir Gazneli ordusunu yenerek Horasan içlerine doğru ilerlediler. 1037'de de, bugünkü Türkmenistan’da yer alan Merv kentini ele geçirdiler. 1038'de Gaznelileri ikinci kez yendiler ve Nişabur kentine girerek bağımsızlıklarını ilan ettiler. Tuğrul Bey sultan sanıyla hükümdar ilan edildi ve Büyük Selçuklu Devleti de böylece kurulmuş oldu.

Konu başlıkları

[gizle]

<****** type=text/**********> //

Selçuklu Hanedanı [değiştir]

Selçuk Bey tarafından kuruldu ve kısa sürede İslam'ın ve halifenin koruyucuları oldular. M.S. 1040 - 1157.

Kurucusu: SELÇUK BEY.

  • Tuğrul Bey (1040 - 1063)
  • Sultan Alp Arslan (1063 - 1072)
  • Sultan I. Melik Şah (1072 - 1092)
  • Sultan Mahmud (1092 - 1093)
  • Sultan Rükneddin Beryaruk (1093 - 1104)
  • Sultan Melik Şah (1104 - 1105)
  • Sultan Mehmed Tapar (1105 - 1118)
  • Sultan Mu'izzeddin Sancar (1118 - 1157)

Egemenlik Alanı [değiştir]

Kapladığı Alan: doğuda Balkaş, Issık Gölleri, Tarım Havzası; batıda Ege ve Akdeniz sahilleri , kuzeyde Aral Gölü, Hazar Denizi , Kafkasya, Karadeniz; güneyde Arabistan dahil Umman Denizi'ne kadar olan alandır. (10.000.000 km 2).

Siyasi Tarih [değiştir]

Kuruluş [değiştir]

Devletin kurucusu kabul edilen Selçuk Bey,Hazar imparatorluğunda subaşı(Ordu komutanı) görevinde idi.Giriştiği taht mücadelesini kaybedince ailesi ve ordusu ile birlikte İran yönüne özellikle de Horosan bölgesine göç ettiler.Selçuk Bey önce Samanoğulları'na sığındı.Burada müslümanlığı benimsedikten sonra Samanoğulları devletinin yönetiminde söz sahibi oldu.Samanoğulları Devleti yıkılınca Selçuk Bey,Müslüman halkıyla birlikte Horosan bölgesine yerleşti.Teşkilatlı devlet düzenine girmesi Tuğrul ve Çağrı beyler dönemindedir.Devletin ilk yöneticisi Tuğrul Bey'dir.

Dandanakan Savaşı ve sonrası [değiştir]

Büyük Selçuklu Devleti
Büyük Selçuklu Devleti

Gazneli Sultanı I. Mesud, Büyük Selçuklu Devleti’ni ortadan kaldırmak amacıyla güçlü bir orduyla Selçuklu topraklarına girdi. Gazneli ve Büyük Selçuklu orduları, Merv yakınlarında Dandanakan denen yerde karşılaştılar. Mayıs 1040’ta yapılan Dandanakan Savaşı'nda, Büyük Selçuklular Gazneli ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaştan sonra Büyük Selçuklu Devleti’nin Harezm ve Horasan'da varlığı kesinlik kazandı. Tuğrul Bey, bu savaşın ardından giriştiği fetihlerle bütün İran'ı denetimi altına aldı. Büyük Selçuklu sınırları, batıda Bizans, güneybatıda Büveyhiler, kuzeybatıda Gürcistan topraklarına dayandı. 1048'de Erzurum yakınlarındaki Pasinler Ovası'nda birleşik Bizans-Gürcü ordusunu yenen Büyük Selçuklular, Doğu Anadolu içlerine akınlar düzenlemeye başladılar. İslam dünyasının dinsel önderi konumundaki Abbasiler, bu dönemde Bağdat'ı elinde tutan Büveyhilerin siyasal baskısı altındaydı. Tuğrul Bey, Halife Kâim'in çağrısı üzerine 1055'te Bağdat'a girdi ve Büveyhileri halifeliğin merkezinden çıkardı. Bu olayın ardından Büyük Selçukluların İslam dünyasındaki itibarı arttı.

Alp Arslan ve Melikşah dönemleri [değiştir]

Tuğrul Bey'in 1063'te ölünce kardeşi Çağrı Bey'in oğlu Alp Arslan tahta geçti. Alp Arslan Büyük Selçuklu topraklarını daha da genişletti. 1071'de Malazgirt Savaşı'nda Bizans İmparatoru Romen Diyojen'i yenerek tutsak aldı. Malazgirt zaferinin asıl önemi, Anadolu'yu Türklere açmış olmasından gelir. Anadolu içlerine akınların sürdüren Büyük Selçuklu komutanları yeni topraklar ele geçirdiler ve bağımsız yeni devletler kurdular. Alp Arslan 1072'de ölünce Büyük Selçuklu Devleti’nin başına oğlu Melikşah geçti. 1072-1092 arasında hüküm süren Melikşah dönemi, Büyük Selçuklu Devleti’nin en parlak dönemi oldu. Suriye, Filistin, Hicaz, Yemen ve Arabistan Yarımadası'nın doğu kıyıları bu dönemde Büyük Selçuklu topraklarına katıldı. Doğuda Karahanlılar ve Gaznelilerden yeni topraklar ele geçirildi.

Gerileme ve Dağılma dönemi [değiştir]

Melikşah'tan sonra sırasıyla başa geçen Mahmud (1092-1094), Berkyaruk (1094-1105), II. Melikşah (1105-1105) ve Muhammed Tapar (1105-1118) dönemlerinde Büyük Selçuklu Devleti gücünü ve eyaletlerdeki merkezi denetimini giderek yitirdi. Hanedan üyeleri yönettikleri bölgelerde bağımsız davranmaya başladılar. Daha önce bağımsızlıklarını ilan etmiş olan Suriye Selçukluları ile Kirman Selçukluları’na Irak Selçukluları da katıldı. Büyük Selçuklu topraklarına göçen yeni Oğuz boyları da iç düzeni büyük ölçüde sarstılar. 1118'de tahta çıkan Sencer’in ülke topraklarını yeniden birleştirme çabası da başarılı olamadı. Nitekim Sencer, ayaklanan göçebe Oğuzlara 1153'te tutsak düştü. İki yıl sonra kaçarak kurtulduysa da ülkede iktidarını yeniden sağlayamadan 1157’de öldü. Büyük Selçuklu Devleti böylece sona erdi. Bu karışıklık döneminde Harezmşahlar, Büyük Selçuklu toprakların büyük bölümünü ele geçirdiler. Bir süre daha direnen Kirman Selçukluları 1175’te, Irak Selçukluları da 1194’te yıkıldı. Selçuklu hanedanın kurduğu devletlerden yalnızca Anadolu Selçuklu Devleti, yüz yılı aşkın bir süre daha ayakta kalabildi.Ayrıca devletın gerılemesının de bır sebebı haclı seferlerı ,fatımılerın catısması,hasan sabbahın batınılık propogandaları ve oguz boylarının ayaklanmaları olmustur.bunun sonucunda ise Abbasi padişahları selcuklu egemenlıgınden kurtulmak ıcın bır takım calısmalar yurutmustur.Bunlar Selcuklu devletının yıkılmasına neden olan etkenler ve nedenlerdır.

Devlet yapısı [değiştir]

Büyük Selçuklu Devleti’nin örgütlenme biçimi, kendisinden önceki İslam devletlerine benziyordu. Hint-İran devlet anlayışını yansıtan bu örgütlenmede, eski Türk devlet geleneğinin de belirgin etkisi vardı. Eski Türk devlet geleneğinde olduğu gibi, Büyük Selçuklu Devleti’nde de ülke toprakları hanedanın ortak malı sayılıyordu. Bundan dolayı Büyük Selçuklu toprakları eyaletlere bölünmüştü. Eyaletlerin yönetimi de melik olarak adlandırılan hanedanın erkek üyelerine bırakılmıştı. Tuğrul Bey'den önce boy başkanına Oğuz geleneğine göre yabgu deniyordu. İslam dininin benimsenmesinden sonra, hükümdarlar İslam devletlerindeki geleneğe uyarak sultan unvanını kullandılar. Başkentte oturan sultan, devletin mutlak egemeniydi. Bütün atamalar ve toprak dağıtımı sultanın buyruğuyla yapılıyordu. Ayrıca sultan yüksek yargı kurullarına da başkanlık ediyordu. Hükümdarların "danışman"ı konumundaki kişiler yönetimde önemli rol oynuyorlardı. Alp Arslan döneminde bu göreve getirilen Nizamülmülk, İslam geleneği uyarınca vezir unvanı aldı ve devlet yönetiminde köklü değişiklikler yaptı. Nizamülmülk, devlet yönetimine ilişkin anlayışını Siyasetname adlı kitabında da anlatmıştır. Büyük Selçuklu Devleti’nde devlet işleri "Divanı Âlâ " adı verilen bir kurulda görüşülür ve karara bağlanırdı. Ayrıca maliye, askerlik ve adalet işleriyle uğraşan başka divanlar da vardı. Meliklerin yönetimindeki eyaletlerde de büyük ölçüde merkezdeki örgütlenme örnek alınmıştı.

Toprak yönetimi ve ordu [değiştir]

Büyük Selçuklu ülkesinde tarım yapılan topraklar ikta denen bölümlere ayrılmıştı ve iktalar hizmet karşılığında belirli süre için ileri gelenlere veriliyordu. Bu usulle verilen topraklar has, ikta ve haraci olarak üçe ayrılıyordu. Has toprakların geliri doğrudan sultan ailesine veriliyordu. İkta sahipleri ise, toprakları işleme karşılığında belli sayıda asker besliyor ve savaş zamanlarında orduya katılıyorlardı. Haraci olarak adlandırılan toprakların geliri de doğrudan devlet hazinesine aktarılıyordu.

Alp Arslan dönemine kadar beylere bağlı göçebe Türkmenlerden oluşan ordu Nizamülmülk tarafından yeniden yapılandırıldı. Nizamülmülk, aylıklı askerlerden oluşan sürekli bir ordu kurdu. Bu aylıklı askerlere "gulam" deniyordu ve bunlar temel olarak başkentte iktidarı korumakla görevliydi. Savaş sırasında asıl ordu ise ikta sahiplerinin yönetimindeki atlı askerlerden oluşurdu. Ayrıca bağlı devletler de savaş zamanlarında sultanın ordusuna asker gönderiyorlardı. Melikşah döneminde orduda 50 bin kadar atlı asker olduğu bilinmektedir.

Toplumsal ve ekonomik yaşam [değiştir]

Büyük Selçuklu Devleti'ndeki Oğuz boyları ve başka bazı topluluklar göçebeydiler. Oğuz boylarının başında bir bey bulunuyordu. Bu göçebe topluluklar geçimlerini hayvancılıkla sağlıyorlardı ve otlak bulmak için de mevsimlere göre yer değiştiriyorlardı. Devlet göçebe topluluklardan otlak vergisi alıyordu. Yerleşik nüfus ise çiftçilik, zanaatçılık ve ticaretle uğraşıyordu. Kentlerdeki tüccar ve esnaf, işkollarına göre loncalar biçiminde örgütlenmişti. Merkezi devlette görevli memurlar ile sürekli ordudaki askerler maaş alıyorlardı. Büyük Selçuklular ticaretin gelişmesini destekliyor ve kervan yollarının güvenliğini sağlıyorlardı. Bu dönemde

1/4/2007

fonksiyonlar (video)

fonksiyon;

http://internettv.meb.gov.tr/video.asp?NO=161&KOD=6

 

 sabit fonksiyon ve birim fonksiyon için;

http://internettv.meb.gov.tr/video.asp?NO=161&KOD=7

1/4/2007

ASAL SAYILAR

Birden ve kendisinden başka sayıya bölünmeyen sayılara asal sayı denir1. Örneğin 17 asaldır, çünkü 1 ve 17’den başka sayıya (tam olarak) bölünmez. Öte yandan 35 asal değildir, 5’e ve 7’ye bölünür. Teknik nedenlerden 1 asal kabul edilmez.

100’den küçük asalları bulmak pek zor değildir. İşte o asallar: 2, 3, 5, 7, 11, 13, 17, 19, 23, 29, 31, 37, 41, 43, 47, 53, 59, 61, 67, 71, 73, 79, 83, 89, 97. Demek ki 100’den küçük 25 tane asal varmış. Yani 100’den küçük rastgele seçilmiş bir sayının asal olma olasılığı 1/4’tür.

Matematiksel kanıtlar arasında bir güzellik yarışması yapılsa, Öklid’in (MÖ. 300) “sonsuz tane asal sayı vardır” önermesinin kanıtı hiç kuşkusuz ilk on sırada yer alırdı. Bu teorem Öklid’in ünlü Öğeler adlı yapıtının dokuzuncu cildinde kanıtlanır. Öklid’in teoreminin güzelliğinin göklere çıkarılmadığı ve kanıtlanmadığı popüler matematik kitabı yok gibidir. Birazdan bu güzel teoremi – ve çok daha fazlasını – kanıtlayacağız.

Bir sayının asal olup olmadığını nasıl anlarız? Sayımıza n diyelim. n’yi n’den küçük sayılara bölmeye çalışalım. Eğer n’den küçük, 1’den büyük bir sayı n’yi tam bölüyorsa, n, tanımı gereği, asal olamaz. Öyle bir sayı bulamazsak, n asaldır.

Ne var ki bu yöntemle büyük sayıların asallığına karar vermek çok zaman alır. Bu yöntem ve çeşitlemeleri dışında bir sayının asallığına karar verebilecek genel bir yöntem de bilinmemektedir. Örneğin, şu çeşitleme düşünülebilir: n’yi n’den küçük her sayıya böleceğimize, n’yi √n’den küçük sayılara bölmeye çalışabiliriz. Çünkü n = ab ve a ≥ √n ise, b ≤ √n’dir. Dolayısıyla n asal değilse, √n’den küçük bir sayıya bölünür. Böylece yapmamız gereken bölme sayısı azalır. Bir başka kolaylık da şöyle sağlanabilir: n’nin asal olup olmadığına karar vermek için n’yi √n’den küçük her sayıya bölmeye çalışacağımıza, √n’den küçük asallara bölmeye çalışmamız yeterlidir. Bu birazdan kanıtlayacağımız birinci teoremden çıkar. Böylece, n’nin asallığına karar vermek için yapmamız gereken bölme sayısı daha da azalır. Öte yandan bu yöntemi kullanabilmek için √n’den küçük asalları bilmek gerekir. Bu asalları bildiğimizi varsaysak bile, bölme sayısı gene de büyük sayılar için çok fazladır. Örneğin, n = 100.000.000.001’in asal olup olmadığını anlamaya çalıştığımızı varsayalım bir an. Eğer n asal değilse ve küçük bir asala (örneğin 97’ye) bölünebiliyorsa, n’nin asal olmadığına oldukça çabuk karar veririz. Ama ya n asalsa ya da küçük bir asala bölünmüyorsa? Onbinlerce bölme işlemi yapmamız gerekecek.

Yukarda açıkladığımız yöntem Yunanlı matematikçi Eratosthenes tarafından M.Ö. 3. yüzyılda bulunmuştur. Bu yöntemle 50 rakamlı bir sayının en gelişmiş bilgisayar yardımıyla asal olup olmadığını anlamak trilyonlarca yıl alır. Yaşam gerçekten kısa!

Bazı özel sayıların asallığına karar vermek için özel yöntemler geliştirilebilir. Örneğin son rakamı çift olan bir tek asal sayı vardır, o da 2’dir. Çünkü son rakamı çift olan bir sayı 2’ye bölünür.

Asal olmayan sayılara bir başka örnek vereyim. xa – 1 biçiminde yazılan sayılar x –1’e bölünürler:

xa – 1 = (x – 1)(xa–1 + xa–2 + ... + x + 1).

Dolayısıyla, bir a > 1 sayısı için, xa – 1 biçiminde yazılan bir sayının asal olabilmesi için x’in 2 olması gerekmektedir. Madem öyle, 2a – 1 biçiminde yazılan sayılara bakalım. Bu sayılar asal mıdır?


Sav: Eğer a asal değilse 2a – 1 de asal olamaz.

Kanıt: Bunu kanıtlamak için önce a = bc yazalım. a asal olmadığından bu eşitliği sağlayan b ve c sayıları vardır. Sonra x’i 2b olarak tanımlayıp küçük bir hesap yapalım: 2a – 1 = 2bc – 1 = (2b)c – 1 = xc – 1. Ama xc – 1 sayısının x – 1’e bölündüğünü yukarda görmüştük. Demek ki 2a – 1, x – 1’e bölünür ve asal olamaz. Dolayısıyla, 2a – 1’in asal olması için a’nın asal olması gerekmektedir. Kanıtımız bitmiştir.


Asal bir a için 2a – 1 biçiminde yazılan sayılara Mersenne sayıları denir2. Peki, a asalsa,

Ma = 2a – 1

olarak tanımlanan sayı da asal mıdır? İlk Mersenne sayılarına bakalım:

M2 = 3

M3 = 7

M5 = 31

M7 = 127

Bu sayıların herbiri asal. Ama bundan sonraki ilk Mersenne sayısı, yani M11, asal değil: M11 = 23 × 89.

Hangi asallar için Ma asaldır? Yanıt bilinmiyor.

1972’de M19937’in asal olduğunu Bryant Tuckerman bilgisayar yardımıyla keşfetti.

1975’te, on beş yaşında iki lise öğrencisi, Laura Nickel ve Curt Noll, M19937’in o zamana dek bilinen en büyük asal olduğunu bir gazeteden öğrenince, çalışmaya koyuldular ve üç yıl sonra, 1978’te, bilgisayarlarını 350 saat çalıştırdıktan sonra, M21701’in asal olduğunu buldular. Ve birdenbire ünlendiler.

Şubat 1979’da Noll, M23209’un asal olduğunu buldu.

İki ay sonra, Slowinski M44497’nin asal olduğunu gösterdi.

Mayıs 1983’te Amerikalı David Slowinski, M86243’ün asal olduğunu, bilgisayar yardımıyla tam 1 saat 3 dakika 22 saniyede kanıtladı. Ama 86.243 sihirli sayısını bulmak için aylarca uğraştı. Bilinen klasik yöntemle (yani kendisinden küçük sayılara bölmeye çalışarak) bu sayının asal olduğunu kanıtlamak, evrenin ömrünü aşardı! M86243’ün tam 25.962 rakamı olduğunu da ayrıca belirtelim. Bu kadar bozuk parayı üstüste yığsanız, para kuleniz evrenin sınırlarını aşar! [43]

Yukardaki asalı bulan Slowinski, 19 Eylül 1983’te M132049’un asal olduğunu bilgisayarlarla anladı. Bundan çok daha önce, Manfred Schroeder adlı bir matematikçi, matematiksel yöntemlerle, sezgisinin de yardımıyla, 2130.000 - 1 civarlarında bir asal olduğunu tahmin etmişti zaten.

Mart 1992’de M756839’un asal olduğu anlaşıldı.

12 Ocak 1994’te, Paul Gage ve yine David Slowinsky bilgisayar ağlarında M859433’ün asal olduğunu kanıtladıklarını duyurdular. Hesaplarını gene bilgisayarla yapmışlardı elbet.

Şimdi, So = 4, Sk+1 = Sk2 - 2 olsun. Örneğin, S1 = 42 -2 = 14’tür. Bunun gibi, S2 = S12 -2 = 142 -2 = 194’tür. Bir q asalı için, Mq’nün asal olması için gerekli ve yeterli koşul, Mq’nün Sq’yü bölmesidir. Bu teste Lucas testi denilir. Lucas testi sayesinde çok büyük asallar oldukça kolay sayılacak işlemlerle bulunabilir.

Bu sonuçlara bilgisayarlara güvenebildiğimiz derecede güvenebiliriz elbet. Bilgisayarlar da hata yaparlar!

Büyük sayıların asal olup olmadıklarını anlamak, şifreli mesajlarda (kriptoloji) çok önemlidir ve gelişmiş ülkelerin orduları bu yüzden asal sayılarla çok ilgilenirler. Gizli mesaj yollamak isteyen, mesajıyla birlikte iki büyük asal sayının çarpımını da yollar. Şifreyi çözmek için, şifreyle birlikte yollanan sayıyı bölen o iki asalı bilmek gerekir, ki bu da dışardan birisi için (sayılar büyük olduğundan) hemen hemen olanaksızdır. İki sayıyı çarpmak kolaydır ama bir sayıyı çarpanlarına ayırmak çok daha zordur.

Şifrelemede Mersenne sayıları kullanılmaz. Çünkü az sayıda (30 küsur tane olmalı) asal Mersenne sayısı bilindiğinden, şifreyle birlikte yollanan sayının asal bir Mersenne sayısına bölünüp bölünmediğini anlamak kolaydır.

Asal olmayan bir sayıyı bölenlerine ayırmanın Fermat’nın bulduğu şu yöntem vardır. Eğer n sayısı iki pozitif doğal sayı için x2 - y2 biçiminde yazılıyorsa, o zaman,

n = (x - y)(x + y)

eşitliği doğrudur ve x, y +1 olmadığı sürece, n’yi çarpanlarına ayırmış oluruz. Bunun tersi de aşağı yukarı doğrudur. Eğer n = ab ise ve n çift değilse, o zaman,

x =

ve

y = -

alarak, n = x2 - y2 eşitliğini elde ederiz. Demek ki, çift olmayan bir n doğal sayısını çarpanlarına ayırmak için, n = x2 - y2 eşitliğini sağlayan x ve y bulmalıyız. Bu eşitlik yerine y2 = x2 - n yazalım ve x yerine teker teker sayıları koyup x2 - n sayısını hesaplayalım. Bu sayı tam bir kare (y2) olduğunda n = x2 - y2 eşitliğini bulmuş oluruz. Elbette x’in √n’den büyük olması gerekmektedir, yoksa x2 - n pozitif bile olamaz. Ayrıca, x2 - n sayısının tam bir kare olması için 0, 1, 4, 5, 6 ve 9’la bitmesi gerekmektedir, 2, 3, 7 ve 8’le biten sayılar kare olamazlar.

Bu yöntemi n = 91 için deneyelim. x > √91 olması gerektiğinden, x = 10’dan başlamalıyız. x = 10 ise, x2 - n = 102 - 91 = 9 = 32 dir ve y = 3 olabilir. Demek ki,

91 = n = 102 - 32 = (10 - 3)(10 + 3) = 7 × 13

eşitliği geçerlidir.

Aynı yöntemi n = 143 için deneyecek olursanız, gene yanıtı hemen bulursunuz: x = 12, y = 1.

Mersenne sayılarına çok benzeyen başka sayılara bakalım. 2a + 1 biçiminde yazılan sayılar asal mıdır? Bu sayıların hangi a’lar için asal olduklarını bilmiyoruz ama hangi a’lar için asal olamayacaklarını biliyoruz: Eğer a, 2’nin bir gücü değilse, yani 2n biçiminde yazılamazsa, bu sayılar asal olamazlar. Bunu birazdan kanıtlayacağız (Teorem 9.) Fermat,

Fn =

biçiminde yazılan bütün sayıların asal olduklarını sanıyordu. Bu yüzden bu sayılara Fermat sayıları denir. Gerçekten de ilk beş Fermat sayısı,

Fo = 3

F1 = 5

F2 = 17

F3 = 257

F4 = 65537

asaldır. Fermat, bütün Fermat sayılarının asal olduklarını kanıtlamaya uğraştı ama başaramadı. Başarısızlığının nedeni vardı: Sanısı doğru değildi. F5 asal değildir. F5 on basamaklı bir sayı olduğundan asallığını kanıtlamak kolay değildi. Euler (1707-1783), F5’in 641’e bölündüğünü gösterdi:

F5 = 641 × 6700417.

Demek ki a = 2n biçiminde yazılabilse bile, 2a + 1 asal olmayabiliyor.

Lucas F6’nın asal olmadığını kanıtladı. Daha sonra, 1880’de, Landry,

F6 = 274177 × 67280421310721

eşitliğini buldu. F7 ve F8 de asal değiller. Bu sayıların asal olmadıkları, çok geç bir tarihte, 1970 ve 1981’de anlaşıldı. W. Keller, 1980’de F9448’in asal olmadığını gösterdi. Bu sayı 19 × 29450 + 1’e bölünür. 1984’de gene W. Keller, F23471’in asal olmadığını kanıtladı. Bu sayının 107000’den fazla basamağı vardır ve 5 × 223473 + 1’e bölünür.

n ≥ 5 için, asal bir Fn’nin olup olmadığı şimdilik bilinmiyor. Asallığı bilinmeyen en küçük Fermat sayıları şunlar: F22, F24, F28.

Son yıllarda bir sayının asallığına yüzde olarak oldukça çabuk karar verebilen yöntemler geliştirildi. Örneğin, “Şu sayı yüzde 99,978 olasılıkla asaldır,” gibi önermeler bilgisayarların yardımıyla oldukça kısa sayılabilecek zamanda kanıtlandı. Bu konuda bilgim kısıtlı olduğundan daha fazla söz söyleyemeyeceğim.

11, 111, 1111, 11111 gibi her rakamı 1 olan sayılar asal mıdır? İçinde n tane 1 olan sayıya Bn diyelim. Eğer çift sayıda 1 varsa, yani n çiftse, Bn, 11’e bölünür ve B2 dışında bunlardan hiçbiri asal olamaz. Eğer n üçe bölünüyorsa Bn de üçe bölünür ve asal olamaz.

Hangi n’ler için Bn asaldır? Bu asallardan kaç tane vardır? B2, B19, B23, B317, B1031 asal sayılar, bu biliniyor. Bunlardan başka? Ben bilmiyorum. Bu sayılardan daha büyük bir asal varsa, n > 10.000 olması gerektiğini Harvey Dubner adlı biri kanıtlamış, daha doğrusu hesaplamış. [43]


Asallar matematikte çok önemlidir elbet. Bu yazıda bu önemli konuda bir iki teorem kanıtlayacağız. İlk teoremimizi okurların çoğu biliyordur.


Teorem 1. 1’den büyük her sayı3 bir asala bölünür.


Kanıt: Bunun kanıtı oldukça kolaydır: a > 1 bir sayı olsun. a’nın bir asala bölündüğünü kanıtlamak istiyoruz.

Eğer a asalsa bir sorun yok: a, a’yı böler ve teoremimiz kanıtlanmış olur (a bir asala (kendisine!) bölünür.)

Eğer a asal değilse, a’yı bölen ve 1 < b < a eşitsizliklerini sağlayan bir b vardır. Eğer b asalsa bir sorun yok: b, a’yı böler ve teoremimiz kanıtlanmış olur.

Eğer b asal değilse, b’yi (ve dolayısıyla a’yı da) bölen ve 1 < c < b eşitsizliklerini sağlayan bir c vardır. Eğer c asalsa bir sorun yok: c, a’yı böler ve teoremimiz kanıtlanmış olur.

Eğer c asal değilse, c’yi (ve dolayısıyla a’yı da) bölen ve 1 < d < c eşitsizliklerini sağlayan bir d vardır. Eğer d asalsa bir sorun yok: d, a’yı böler ve teoremimiz kanıtlanmış olur.

Eğer d asal değilse.......

Nereye dek gidebiliriz? Bulacağımız her sayı bir öncekinden küçük ve 1’den büyük olduğundan sonsuza dek bunu böyle sürdüremeyiz. Bir zaman sonra durmalıyız, yani bir zaman sonra a’yı bölen bir asal buluruz. Teoremimiz kanıtlanmıştır. ?


Birazdan yukarda güzelliğinden sözettiğimiz Öklid Teoremini kanıtlayacağız: Sonsuz tane asal sayı vardır. Aynı yöntemle başka sonuçlar da çıkaracağız. İlk önce biraz ilkokul aritmetiği yapalım.

Eğer a ve b sayıları n’ye bölünüyorsa, bu iki sayının toplamı da n’ye bölünür. Örneğin hem 78, hem 66 üçe bölündüğünden, 78 + 66 da, yani 144 de, üçe bölünür.

Öte yandan eğer a ve b sayılarından yalnızca biri n’ye bölünüyor, öbürü bölünmüyorsa, bu iki sayının toplamı n’ye bölünmez. Örneğin 78 üçe bölünür, 67 bölünmez. Dolayısıyla 78 + 67 üçe bölünmez.

Bir üst paragraftaki b’yi 1 olarak alırsak, a’yı bölen 1’den büyük bir sayının a + 1’i bölemeyeceği çıkar. Demek ki a ve a+1 sayılarının 1’den başka ortak böleni yoktur.

Hem ikiye, hem de üçe bölünen bir sayıya 1 eklersek, elde ettiğimiz sayı ne ikiye ne de üçe bölünür. Bunun gibi, 2 × 3 × 4 × 5 × 6 × 7, yani 5040, 2’ye, 3’e, 4’e, 5’e, 6’ya, 7’ye bölünür, ama bu sayıya 1 ekleyerek elde ettiğimiz 5041, bunlardan hiçbirine bölünmez.

Aynı şey a ve a – 1 sayıları için de geçerlidir. Örneğin, 5040’ı bölen 1’den büyük hiçbir sayı 5039’u bölemez.

5039 ve 5041 sayılarının 7 ve 7’den küçük hiçbir asala bölünmediklerini gördük. Öte yandan, Teorem 1’e göre, bu sayılardan herbiri bir asala bölünmeli. Demek ki 7’den büyük bir asal vardır. Bunun gibi 2’yle 11 arasındaki sayıların çarpımına 1 eklersek, elde edilen sayı bir asala bölünür ve bu asal 11’den büyük olmak zorundadır. Bu akıl yürütmeyi genelleştireceğiz:


Teorem 2. Sonsuz tane asal sayı vardır.


Kanıt: n > 1 herhangi bir sayı olsun. 2’den n’ye kadar bütün sayıları birbiriyle çarpalım: 2 × 3 × ... × (n–2) × (n–1) × n. Kocaman bir sayı elde ettik. Bu sayı n! olarak simgelenir. n! sayısı n + 1’den küçük bütün sayılara bölünür elbet, çünkü n! bu sayıların çarpımı. Demek ki n! + 1 sayısı 1’le n arasındaki hiçbir sayıya bölünemez. Öte yandan, Teorem 1’e göre n! + 1 sayısı bir asala bölünmeli. Demek ki n’den büyük bir asal vardır.

Ne bulduk? Her sayıdan büyük bir asal bulduk. Dolayısıyla sonsuz tane asal vardır, çünkü her asaldan büyük bir başka asal vardır. İkinci teorem kanıtlanmıştır. ?


Ne denli yalın bir kanıt değil mi? Ve şaşırtıcı. Şu nedenden şaşırtıcı: Kanıt, n’den sonra gelen ilk asalı bulmuyor; yalnızca n’den büyük bir asalın varlığı kanıtlanıyor. Örneğin 1 milyondan büyük bir asal vardır. Hangi asal? Yanıt yok! Kanıt, hangi asalın 1 milyondan büyük olduğunu göstermiyor. “Öyle bir asal var” demekle yetiniyor.

Aslında kanıtımız n’den büyük asallar üzerine hiç de bilgi vermiyor değil. En azından, her n için, n < p ≤ n! + 1 eşitsizliklerini sağlayan bir p asalının olduğunu kanıtlıyor.


Teorem 3. Her n > 1 için, n < p ≤ n! + 1 eşitsizliklerini sağlayan bir asal vardır. ?


Hangi n asal bir sayıları için n! + 1 asaldır? Bence bu pek ilginç bir soru değil ama, meraklılar böyle sorular soruyorlar. Yanıt bilinmiyor. 1987’de H. Dubner, n = 13649 için, ki bu asal bir sayıdır, 5862 basamaklı n! + 1 sayısının asal olduğunu gösterdi.

Yukardaki teoeremde, n! + 1 sayısını biraz daha küçültebiliriz. Teorem 2’nin kanıtının hemen hemen aynısı, n! yerine, n’den küçük ya da eşit asalların çarpımını alabileceğimizi gösteriyor. Örneğin, n = 29 ise,

29 < p ≤ 2×3×5×7×11×13×17×19×23×29 + 1

eşitsizliğini sağlayan bir asal vardır.

Bütün bunlar akla bir başka soru getiriyor. Ardarda gelen, örneğin, her bin sayıdan en az biri asal mıdır? Başka bir deyişle, n herhangi bir sayıysa,

n + 1, n + 2, n + 3, ..., n + 1000

sayılarından biri asal mıdır?

Bu soruyu yanıtlamak için yeterli bilgiye sahibiz. Yanıt olumsuzdur. Yanıtın olumsuz olduğunu kanıtlayalım.

Bir örnekle başlayalım. 7! = 2 × 3 × 4 × 5 × 6 × 7, yani 5040, 2’ye, 3’e, 4’e, 5’e, 6’ya ve 7’ye bölünür. Dolayısıyla

5042, 2’ye

5043, 3’e

5044, 4’e

5045, 5’e

5046, 6’ya

5047, 7’ye

bölünür ve bu sayılardan hiçbiri asal olamaz. Bunun gibi, aşağıdaki bin sayı,

1001! + 2, 1001! + 3, ... , 1001! + 1001

sırasıyla 2’ye, 3’e, ..., 1001’e bölünürler ve hiçbiri asal olamaz. Bu yaptığımızı genelleştirmek işten bile değildir:


Teorem 4. Ardarda gelen her n sayıdan birinin mutlaka asal olduğu bir n yoktur.


Asallarla ilgili bir başka soruya geçelim. Sayıları üç kümeye ayırabiliriz:

A kümesi = {3’e bölünen sayılar }

B kümesi = {3’e bölündüğünde kalanın 1 olduğu sayılar}

C kümesi = {3’e bölündüğünde kalanın 2 olduğu sayılar}

Yani,

A = {3,6,9,12,15,18,...}

B = {4,7,10,13,16,19,...}

C = {5,8,11,14,17,20,...}

B kümesinden herhangi iki sayı alalım: n1 ve n2. Bu sayılar 3’e bölündüğünde 1 kalıyor. Dolayısıyla n1 = 3q1 + 1 ve n2 = 3q2 + 1 olarak yazabiliriz. Şimdi n1 ve n2’yi birbiriyle çarpalım:

n1n2 = (3q1+1)(3q2+1) = 9q1q2 + 3q1+3q2 +1 = 3(3q1q2+q1+q2)+1

Dolayısıyla n1n2 sayısı 3’e bölündüğünde 1 kalır. Ne kanıtladık? B kümesindeki sayıların çarpımlarının gene B kümesinde olduğunu kanıtladık. Bunu kullanarak aşağıdaki teoremi kanıtlayacağız:


Teorem 5. C kümesinde sonsuz tane asal vardır.


Kanıt: C kümesindeki bir sayı, A kümesindeki bir sayıya bölünemez, çünkü A kümesindeki sayılar 3’e bölünüyor, oysa C kümesindekiler 3’e bölünmüyorlar. Demek ki C kümesindeki bir sayıyı bölen sayılar B ve C kümesinde olmalıdır. Ama hepsi birden B’de olamaz, çünkü B’nin öğeleri kendileriyle çarpıldığında gene B’den bir sayı verir. Demek ki C kümesinin her sayısı, gene C kümesinden bir asala bölünür.

Şimdi n ≥ 3 herhangi bir sayı olsun. n! – 1 sayısını ele alalım. Bu sayıya x diyelim. x, C’dedir, çünkü, x = (n! – 3) + 2 olarak yazılabilir ve n! – 3 üçe bölünür. Demek ki C kümesinde x’i bölen bir asal vardır. Öte yandan x’i bölen sayılar n’den büyüktür elbet. Ne kanıtladık? n kaç olursa olsun, C kümesinde n’den büyük bir asal vardır. Yani C’de sonsuz tane asal vardır. ?


Okur buna benzer bir kanıtla aşağıdaki teoremi kanıtlayabilir:


Teorem 6. 4’e bölündüğünde kalanı 3 olan sonsuz tane asal vardır.


18. yüzyılın sonlarına doğru, Fransız matematikçisi Legendre (1752-1833) son iki teoremi genelleştirmek istedi. Şu soruyu sordu:


Soru. a ve b, 1’den başka ortak böleni olmayan iki sayı olsun. ax+b biçiminde yazılan sonsuz tane asal var mıdır?


Teorem 5’ten a = 3, b = 2 için, Teorem 6’dan da a = 4, b = 3 için yanıtın olumlu olduğu anlaşılıyor. Legendre bu soruyu genel olarak yanıtlamak istedi. Örneğin 25x + 6 biçiminde yazılan sonsuz tane asal var mıdır? Eğer x = 1 ise 31 buluruz ki, 31 asaldır. Eğer x = 2, 3, 4 ise, sırasıyla 56, 81, 106 buluruz ve bunlardan hiçbiri asal değildir. x = 5 olduğunda 131 çıkar ve 131 asaldır.

Legendre sorunun yanıtının olumlu olduğundan hiç kuşku duymadı, ancak kanıtlamakta güçlük çekti. 1785’te defterine “bunu bilimsel olarak kanıtlamalı” diye not düşmüş. On dört yıl sonra, 1798’de, “doğruluğundan kuşku duymamalıyız” diye yazmış. Sonra da kanıtlamaya çalışmış. Başaramadan... İkinci denemesini Sayılar Kuramı adlı kitabına aldığını biliyoruz [26]. Ama bu denemesi de yanlış. Kanıtın yanlışlığının ne zaman anlaşıldığını bilmiyorum. 1837’de, meslektaşı Legendre gibi Fransız olan G. L. Dirichlet (1805-1859) teoremi doğru olarak kanıtladı [8]:


Teorem 7. a ve b ortak böleni olmayan iki doğal sayıysa, ax+b biçiminde yazılan sonsuz tane asal sayı vardır.



Dirichlet’nin yönteminden bir başka teorem daha elde edilebilir:


Teorem 8. a, b ve c ortak böleni olmayan üç pozitif doğal sayı olsunlar. ax2 + bxy + cy2 biçiminde yazılan sonsuz tane asal vardır.



Sadece ve sadece asal sayıları ve her asal sayıyı veren bir formül var mıdır? Genel olarak sanılanın tersine böyle bir formül vardır. Öyle bir formül vardır ki, bu formülle yalnız ve yalnız asal sayılar elde edilir ve her asal sayı bu formülle elde edilir. Oldukça kolay bir formüldür bu. İşte formül:

n ve m herhangi iki doğal sayı olsun.

k = m(n + 1) - (n! + 1)

olarak tanımlansın. Şimdi,

p = -|-|-- + 2

her n ve m sayısı için asaldır! Ayrıca her asal sayı bu biçimde elde edilebilir.

Bu formülle sık sık 2 elde ederiz, ama 2 dışındaki her asal sayı bu formülle ancak bir kez, yani bir tek n ve m değerleri için elde edilebilir.

Eğer k2 - 1 ≥ 0 ise, yukardaki formül hep p = 2 verir. Ama k2 - 1 < 0 ise, yani k2 < 1 ise, yani k2 = 0 ise, yani k = 0 ise, yani m(n + 1) - (n! + 1) = 0 ise, yani,

m =

ise, yukardaki formül p = n + 1 verir. Bu sayı asaldır, çünkü Wilson’ın ünlü teoremine göre, m’nin tamsayı olabilmesi için, yani n + 1’in n! + 1’i bölebilmesi için, n + 1’in asal olması gerekmektedir.

Örneğin, n = 2 ve m = 1 ise, p = 3 bulunur. Eğer n = 4 ve m = 5 ise, p = 5 bulunur. Eğer, n = 6 ve m = 103 ise, p = 7 bulunur. Gelecek asalı, yani 11’i bulmak için, yani p = 11 çıkması için, n’nin 10 olması, m’nin de


yani 329.891 olması gerekmektedir. Hangi n ve m sayıları için p = 13 bulunacağını okur kolaylıkla bulabilir.

Hardy ve Wright, bir ω = 1,9287800… sayısı için,

f(n) =

sayısının (n tane 2 var) bir asal olduğunu gösterdiler [47]4. Örneğin f(1) = 3, f(2) = 13, f(3) = 16381. f(4)’ü hesaplamak zor, basamak sayısı 5000 civarında. Öte yandan, ω sayısını belirlemek için, asal sayıları bilmek gerektiğinden, bu formül pek işe yaramaz. Gene de öyle bir ω sayısının varlığı ilginç.

Her asalı veren bir formül var ama, her asalı veren bir polinomun5 olmadığı biliniyor. Eğer katsayıları tamsayı olan her polinomun sonsuz tane asal olmayan sayı verdiği bilinir.

1772’de Euler, n2 + n + 41 polinomunun n = 0,1,2,…,39 için asal sayılar verdiğini buldu. Ancak bu polinom n = 40 için 41’e bölünür ve asal değildir.


Fermat sayıları üzerine bir teorem kanıtlayacağımıza sözvermiştik. Sözümüzü tutuyoruz:


Teorem 9. Eğer a = 2n biçiminde yazılamazsa, 2a + 1 asal olamaz.


Kanıt: Önce şunu belleyelim: x herhangi bir sayı ve a > 1 bir tek sayıysa, xa + 1 sayısı asal olamaz, çünkü x + 1’e bölünür. Şöyle bölünür:

xa + 1 = (x+1)(xa–1 – xa–2 + xa–3 – xa–4 + ... – x + 1.)

Şimdi a’nın bir tek sayıya bölündüğünü varsayalım. 2a + 1’in asal olamayacağını kanıtlamak istiyoruz. a’yı bölen tek sayıya m diyelim. Demek ki a = nm ve m bir tek sayı. x = 2n olsun. Küçük bir hesap yapalım:

2a + 1 = 2nm + 1 = (2n)m + 1 = xm + 1.

m tek olduğundan, ilk paragrafta gördüğümüz gibi, x + 1, xm + 1’i böler. Yani x + 1, 2a + 1’i böler.

Demek ki a bir tek sayıya bölünüyorsa, 2a + 1 asal olamaz. Dolayısıyla a, 2’nin bir katı olmalı. ?


Asallar üzerine bildiklerimiz bilmediklerimizin yanında hiç kalır. Bildiklerimiz arasından en önemlilerinden biri Fermat’nın Küçük Teoremi adıyla anılan şu teoremdir:


Teorem 10. (Fermat’nın Küçük Teoremi.) n bir sayıysa ve p asalsa, p, n p – n sayısını böler. Dolayısıyla eğer p, n’yi bölmüyorsa, n p–1–1’i böler.



Bu teorem, n üzerine tümevarımla kolaylıkla kanıtlanabilir. Örneğin 23, 223–2 sayısını böler, çünkü 23 asaldır. 23, 2’yi bölmediğinden, 23, 222–1 sayısını da böler. Bunun tersi doğru mudur? Yani p > 1 bir sayıysa ve p, 2p–1 – 1’i bölüyorsa, p asal mıdır? Eski Çinliler de bu soruyu sormuşlar ve yaptıkları hesaplarda p hep asal çıkmıştır. Gerçekten de 1 < p < 300 için bu doğrudur. Öte yandan p = 341 = 11 × 31 için doğru değildir: 341 asal olmamasına karşın 2340 – 1’i böler. Demek ki Çinliler yanılmışlar. Bir iki deney yaparak matematiksel bir gerçek bulunmaz. Kanıt gerekir. [11]

Eğer p, 2p – 2’yi bölüyorsa ve asal değilse, p’ye yalancı asal adı verilir. Örneğin 341 bir yalancı asaldır6. 561, 645, 1105, 1387, 1729, 1905 de yalancı asallardır. Kaç tane yalancı asal vardır? Sonsuz tane vardır, çünkü eğer p bir yalancı asalsa, 2p–1 de bir yalancı asaldır. Okur bunu alıştırma olarak kanıtlayabilir. Demek ki 2341 – 1 bir yalancı asaldır.

Her p için, 2p – 1 tek bir sayıdır. Dolayısıyla yukardaki yöntemle bulunan yalancı asallar hep tektirler. Bundan da şu “doğal” soru çıkar: çift yalancı asal var mıdır? Evet! 1950’de D.H. Lehmer 161.038’in bir yalancı asal olduğunu kanıtladı. 161.038 sayısını bulmak kolay değil ama, bu sayının yalancı asallığını kanıtlamak oldukça kolay. Kanıtlayalım. 161.038’in 2161.038 – 2’yi böldüğünü kanıtlamak istiyoruz. Önce 161.038’i asallarına ayıralım: 161.038 = 2 × 73 × 1103. Demek ki 73 ve 1103’ün a : = 2161.037–1’i böldüğünü kanıtlamalıyız. 161.037’yi asallarına ayıralım: 161.037 = 32 × 29 × 617 = 9 × b. Burda b = 29 × 617 olarak aldık elbet. Eğer c = 29 ise, bundan da şu çıkar: a = 2161.037 – 1 = (29)b – 1 = cb – 1. Demek ki c – 1, yani 29 – 1, yani 511, yani 7 × 73, a’yı bölüyormuş. Dolayısıyla 73 de a’yı bölüyordur. Şimdi sıra 1103’ün a’yı böldüğünü kanıtlamakta. Aynı akıl yürütmeyi yapacağız. d : = 32 × 617 ve e = 229 olsun. Hesaplayalım: a = 2161.037 – 1 = (229)d – 1 = ed – 1. Demek ki

e – 1 = 1103 × 486.737,

a’yı bölüyormuş. Kanıtımız bitmiştir.

1951’de N.W.H. Beeger sonsuz tane çift yalancı asal olduğunu kanıtladı.

Eğer p > 1, her n için n p – n’yi bölüyorsa ve asal değilse, p’ye çok yalancı asal adı verilir. Çok yalancı asal sayı var mıdır? Evet. En küçük çok yalancı asal sayı 561’dir. 561 = 3 × 11 × 17 olduğundan 561 asal değildir. Öte yandan, 561, her n için a561–561’i böler. Bunu da kanıtlamak oldukça kolaydır. Kanıt için okur [23]’e bakabilir.

Fermat’nın Küçük Teoremi’ne göre, eğer p asalsa,

1p–1, 2p–1,..., (p–1)p–1

sayıları p’ye bölündüğünde 1 kalır. Dolayısıyla bu p–1 sayının toplamı olan

1p–1 + 2p–1+ ... + (p–1) p–1

sayısı p’ye bölündüğünde kalan p – 1’dir. Bunun tersi de doğru mudur? Yani n herhangi bir sayıysa ve

1n–1 + 2n–1 + ...+ (n–1)n–1

sayısı n’ye bölündüğünde kalan n – 1 ise, n asal mıdır? 1950’de Bedocchi adında bir matematikçi 1985’de yanıtın n < 101700 için “evet” olduğunu gösterdi. Genel sorunun yanıtı bugün de bilinmiyor:


Soru: n herhangi bir sayıysa ve 1n–1+2n–1+ ...+(n–1)n–1 sayısı n’ye bölündüğünde kalan n – 1 ise, n asal mıdır?


Gerçek asallara geri dönelim. Wilson Teoremi, hemen hemen Fermat’nın Küçük Teoremi kadar önemlidir:


Teorem 11. Eğer p asalsa, p, (p – 1)! + 1’i böler.


Asallar üzerine yanıtı bilinmeyen bir başka soru geçeyim. Goldbach, bir mektubunda aşağıdaki soruyu Euler’e sordu (1972):


Goldbach Sanısı (1): 5’ten büyük her sayı üç asalın toplamına eşittir.


Euler, Goldbach’a sorunun yanıtını bilmediğini, ama sorunun aşağıdaki soruyla eşdeğer olduğunu yazdı:


Goldbach Sanısı (2): 4’ten büyük her çift sayı iki asalın toplamıdır.


Örneğin,

4 = 2+2

6 = 3+3

8 = 3+5

10 = 3+7 = 5+5

12 = 5+7

14 = 3+11 = 7+7

16 = 3+13 = 5+11

18 = 5+13 = 7+11

20 = 3+17 = 7+13

22 = 3+19 = 5+17 = 11+11

24 = 5+19 = 7+17 = 11+13

26 = 3+23 = 7+19 = 13+13

Yüz milyondan küçük sayılar için Goldbach sanısının doğru olduğu biliniyor. Önermenin her sayı için doğru olduğu bilinmiyor, ancak doğru olduğu sanılıyor. Bu sanıyı kanıtlayabilirseniz ölümsüzler arasında yerinizi alırsınız.

Asal sayılar üzerine dahaca çözülememiş bir başka ünlü sanı vardır:


İkiz Asallar Sanısı: Sonsuz tane ikiz asal sayı vardır.


Eğer iki asal sayının arasındaki fark 2 ise, bu iki asal sayıya ikiz denir. Örneğin, (3,5), (5,7), (11,13), (17,19), (29,31), (41,43) ikiz asal sayılardır. Sonsuz tane ikiz asalın olup olmadığı bilinmiyor. “Bilinse ne olur, bilinmese ne olur?” demeyin. Yanıtı bilinmeyen her soru ilginçtir, üzerinde düşünmeye değer. İnsan yalnızca “düşünen hayvan” değildir, nedenli nedensiz düşünen hayvandır.

1966’da, sonsuz tane asal p sayısı için, p + 2 sayısının ya asal ya da iki asalın çarpımı olduğu kanıtlandı.

Bilinen en büyük ikiz asallar 1.706.595 × 211235 ± 1 asallarıdır, 1990’da Parady, Smith ve Zarantonello bulmuştur.

Üçüz asal var mıdır? (3,5,7)’den başka yoktur. Okur bunu kolaylıkla kanıtlayabilir. Bir ipucu verelim: eğer n bir tamsayıysa, n, n+2, n+4 sayılarından biri 3’e bölünür.

Yukarda sonsuz tane asal sayının olduğunu gördük. Gene de o kadar fazla asal sayı yoktur. Örneğin, çift sayılar (2 dışında) asal olamayacaklarından, sayıların “yarısından fazlası” asal değildir. 1’le n arasından rastgele bir sayı seçsek, bu sayının asal olma olasılığı kaçtır? Bu olasılık n’ye göre değişir elbet. Eğer n = 100 ise, bu olasılığın 1/4 olduğunu yazının en başında görmüştük.

Eğer n bir tamsayıysa, π(n), n’den küçük asalların sayısı olsun. π(n)/n, n’den küçük rastgele seçilmiş bir sayının asal olma olasılığıdır. n sonsuza gittiğinde, bu olasılığın değeri kaçtır? Okur, n büyüdükçe, asal seçme olasılığının da küçüleceğini ve n sonsuza gittiğinde bu olasılığın 0’a yakınsayacağını tahmin edebilir. Bu tahmin doğrudur7:

limn→∞ π(n)/n = 0.

Bundan çok daha iyi bir sonuç bilinmektedir. π(n)/n ve 1/log(n), n büyüdükçe birbirlerine çok yakınsamaktadırlar8. Başka bir deyişle, eğer n büyükse, π(n) aşağı yukarı n/log(n) dur, yani π(n) ≈ n/log(n). Bu sonuca Asal Sayılar Teoremi adı verilir.

Asal sayılar son derece ilginç bir konudur. Asal sayılar konusunda bilgilenmek isteyen okur [33] ve [40]’a bakabilir. Hele Euler’in sonsuz tane asal sayının olduğunu (bir kez daha) kanıtlayan bir kanıtı vardır ki...

1/4/2007

ışığın yansıması

Ortamda ilerleyen bir ışık isini ,ikinci ortamın sınırına gelince eğer bu ortamın içinden geçemiyorsa, ortam yüzeyine geldiği açıyla ayni açıyı yaparak çarptığı ortamdan uzaklaşmaya baslar..Buna yansıma denir.. Eğer ısınımız pürüzsüz ,diğer bir deyişle ayna gibi bir yüzeyden yansıyorsa buna vereceğimiz isim düzgün yansımadır…düzgün yansımada paralel gelen ışık ısınları yine paralel olarak yüzeyden ayrılır..





Eğer yüzeyimiz söylediğimiz gibi düzgün değil ise cisim bu gelen ışıkları düzensiz olarak saçar,buna da dağınık yansıma denir. Peki yüzeyimizin düz pürüzlü olduğunu söylerken neye göre karar veririz? Cevap olarak ışığımızın dalga boyunu referans alabiliriz..Eğer yüzey değişimlerimiz ışığın dalga boyuna göre küçük farklılıklar gösteriyorsa yüzeyimiz düzgün bir yüzey gibi davranacaktır.



Tam yansıma: Bu olayda yansıtıcı yüzey kırılma indisi farkından kaynaklanmaktadır. Eğer ışığımız yoğun bir ortamdan daha az yoğun bir ortama yönelirse hele bi de kiritik açıdan daha büyük bir açıyla geliyorsa ikinci ortama girmek, yerine yüzeylerin arasında bir ayna varmış gibi geri yansır bu olaya da tam yansıma denir.

1/4/2007

kimya-atom

Atom
Hava, Su, Dağlar, Hayvanlar, Bitkiler, Vücudunuz, Oturduğunuz Koltuk, Kisacasi En Ağirindan En Hafifine Kadar Gördüğünüz, Dokunduğunuz, Hissettiğiniz Her şey Atomlardan Meydana Gelmiştir. Elinizde Tuttuğunuz Kitabin Her Bir Sayfasi Milyarlarca Atomdan Oluşur. Atomlar öyle Küçük Parçaciklardir Ki, En Güçlü Mikroskoplarla Dahi Bir Tanesini Görmek Mümkün Değildir. Bir Atomun çapi Ancak Milimetrenin Milyonda Biri Kadardir.
Bu Küçüklüğü Bir Insanin Gözünde Canlandirmasi Pek Mümkün Değildir. O Yüzden Bunu Bir örnekle Açiklamaya çalişalim:
Elinizde Bir Anahtar Olduğunu Düşünün. Kuşkusuz Bu Anahtarin Içindeki Atomlari Görebilmeniz Mümkün Değildir. Atomlari Mutlaka Görmek Istiyorum Diyorsaniz, Elinizdeki Anahtari Dünyanin Boyutlarina Getirmeniz Gerekecektir. Elinizdeki Anahtar Dünya Boyutunda Büyürse, Işte O Zaman Anahtarin Içindeki Her Bir Atom Bir Kiraz Büyüklüğüne Ulaşir Ve Siz De Onlari Görebilirsiniz.13
Yine Bu Küçüklüğü Kavrayabilmek Ve Her Yerin Nasil Atomlarla Dolu Olduğunu Görebilmek Için Bir örnek Daha Verelim:
Tek Bir Tuz Tanesinin Tüm Atomlarini Saymak Istediğimizi Düşünelim. Saniyede Bir Milyar (1.000.000.000) Tane Sayacak Kadar Hizli Olduğumuzu Da Varsayalim. Bu Dikkate Değer Beceriye Karşin, Bu Ufacik Tuz Tanesi Içindeki Atom Sayisini Tam Olarak Tesbit Edebilmek Için Beşyüz Yildan Fazla Bir Zamana Ihtiyacimiz Olacaktir.14
Peki Bu Kadar Küçük Bir Yapinin Içinde Ne Vardir?
Bu Derece Küçük Olmasina Rağmen Atomun Içinde Evrende Gördüğümüz Sistemle Kiyaslanabilecek Kadar Kusursuz, Eşsiz Ve Kompleks Bir Sistem Bulunmaktadir.
Her Atom, Bir çekirdek Ve çekirdeğin çok Uzağindaki Yörüngelerde Dönüp-dolaşan Elektronlardan Oluşmuştur. çekirdeğin Içinde Ise Proton Ve Nötron Ismi Verilen Başka Parçaciklar Vardir.
Bu Bölümde, Canli-cansiz Her şeyin Temelini Oluşturan Atomun Olağanüstü Yapisini Ve Atomlarin Nasil Birleşerek Molekülleri, Dolayisiyla Maddeyi Oluşturduğunu Inceleyeceğiz.
çekirdekte Sakli Güç
çekirdek, Atomun Tam Merkezinde Bulunmaktadir Ve Atomun Niteliğine Göre Belirli Sayilarda Proton Ve Nötrondan Oluşmuştur. çekirdeğin Yariçapi, Atomun Yariçapinin Onbinde Biri Kadardir. Rakam Olarak Verirsek; Atomun Yariçapi 10-8 (0,00000001) Cm, çekirdeğin Yariçapi Ise 10-12 (0,000000000001) Cm Kadardir. Dolayisiyla çekirdeğin Hacmi, Atomun Hacminin 10 Milyarda Biri Eder.



çekirdek, Proton Ve Elektronlardan Oluşan Atomun Her Parçasini üçlü Bir Kuark Grubu Meydana Getirir. üçlü Kuark Grubu Ve Merkezinde Bulunan Iplikçikler.
Bu Büyüklüğü (daha Doğrusu Küçüklüğü) Yine Gözümüzde Canlandiramayacağimiza Göre, Kiraz örneğimizden Devam Edebiliriz. Biraz önce Bahsettiğimiz Gibi Elinizdeki Anahtari Dünya Boyutlarina Getirdiğinizde Ortaya çikan Kiraz Büyüklüğündeki Atomlarin Içinde çekirdeği Arayalim. Ama Bu Arayiş Boşunadir, çünkü Böyle Bir ölçekte Bile çok Daha Küçük Olan çekirdeği Gözlemleme Olanağimiz Kesinlikle Yoktur. Gerçekten Bir şey Görebilmek Istiyorsak Yeniden ölçü Değiştirmek Gerekecektir. Atomumuzu Temsil Eden Kiraz Yeniden Büyüyüp Iki Yüz Metre Yüksekliğinde Kocaman Bir Top Olmalidir. Bu Akil Almaz Boyuta Karşin Atomumuzun çekirdeği Yine De çok Küçük Bir Toz Tanesinden Daha Iri Bir Duruma Gelmeyecektir.15
öyle Ki, çekirdeğin 10-13 Cm Olan çapi Ile, Atomun 10-8 Cm Olan çapini Kiyasladiğimizda şöyle Bir Sonuç Ortaya çikar: Atomu Bir Küre şeklinde Kabul Ederek Bu Küreyi Tamamen çekirdekle Doldurmak Istediğimiz Takdirde Bu Iş Için 1015 (1.000.000.000.000.000) Atom çekirdeği Gerekecektir.16
Ancak Bundan Daha şaşirtici Bir Durum Vardir: Boyutlari Atomun 10 Milyarda Biri Olmasina Rağmen, çekirdeğin Kütlesi Atomun Kütlesinin % 99.95'ini Oluşturmaktadir. Peki Bir şey Nasil Olur Da Bir Yandan Kütlenin Yaklaşik Tamamini Oluştururken, Diğer Yandan Da Hemen Hemen Hiç Yer Kaplamaz?
Bunun Sebebi şudur: Atomun Kütlesini Oluşturan Yoğunluk Tüm Atoma Eşit Olarak Dağilmamiştir, Yani Atomun Bütün Kütlesi Atomun çekirdeğinde Birikmiştir. Diyelim Ki, Sizin 10 Milyar Metrekarelik Bir Eviniz Var Ve Bu Evin Tüm Eşyasini 1 Metrekarelik Bir Odada Toplamaniz Gerekiyor. Bunu Yapabilir Misiniz? Tabii Ki Yapamazsiniz. Ancak Atom çekirdeği Dünyada Eşi-benzeri Olmayan çok Büyük Bir Güçle Bunu Yapabilmektedir. Bu Gücün Kaynaği önceki Bölümde Ifade Ettiğimiz Evrendeki Dört Temel Kuvvetten Biri Olan "güçlü Nükleer Kuvvet"dir.
Bu Kuvvetin Doğadaki Kuvvetlerin En Güçlüsü Olarak, Bir Atomun çekirdeğini Bir Arada Tuttuğundan, Onu Dağilmaktan Kurtardiğindan Bahsetmiştik. çekirdekteki Protonlarin Hepsi Pozitif Yüklüdür Ve Elektromanyetik Kuvvet Nedeniyle Birbirlerini Iterler. Fakat Güçlü Nükleer Kuvvet Onlarin Itme Gücünden 100 Kat Daha Büyük Olduğundan, Elektromanyetik Kuvvet Etkisiz Hale Gelir. Böylece Protonlar Bir Arada Tutunabilirler.
Kisacasi Gözle Göremeyeceğimiz Kadar Küçük Bir Atomun Içinde, Birbiriyle Etkileşim Halinde Iki Büyük Kuvvet Bulunur. Bu Kuvvetlerin Hassas Değerleri Sayesinde çekirdek Bir Bütün Olarak Kalabilir.

Atomdaki Boşluk
Daha önce De üzerinde Durduğumuz Gibi, Bir Atomun çok Büyük Bir Bölümü Boşluktan Oluşmaktadir. Burada Her Insanin Aklina Ayni Soru Gelir: Böyle Büyük Bir Boşluk Neden Vardir? şimdi şöyle Düşünelim: Atom, En Basit Anlatimla Içinde Bir çekirdek Ve Onun çevresinde Dönen Elektronlardan Oluşmaktadir. çekirdekle Elektronlar Arasinda Başka Hiçbir şey Yoktur. Bu, "hiçbir şey Olmayan" Mikroskobik Büyüklük, Aslinda Atom ölçeğine Göre çok Geniştir. Bu Genişliği şöyle örneklendirebiliriz: çapi 1 Cm. Olan Küçük Bir Bilya, çekirdeğe En Yakin Elektronu Temsil Ederse, çekirdek Bu Bilyadan 1 Km. ötede Bulunacaktir.17 Bu Büyüklüğün Kafamizda Daha Iyi Canlanabilmesi Için şöyle Bir örnek Verebiliriz:
"temel Parçaciklar Arasinda çok Büyük Bir Boşluk Egemendir. Eğer Bir Oksijen çekirdeğinin Protonunu şu önümdeki Masanin üstünde Duran Bir Toplu Iğnenin Başi Gibi Düşünürsem, O Zaman çevresinde Dönen Elektron Hollanda, Almanya Ve Ispanya'dan Geçen Bir çember çizer. (bu Satirlarin Yazari Fransa'da Yaşamaktadir.) Onun Için, Bedenimi Oluşturan Tüm Atomlar Birbirlerine Değecek Kadar Bir Araya Gelseydi, Artik Beni Göremezdiniz. Zaten, Artik Beni çiplak Gözle Hiçbir Zaman Gözlemleyemezdiniz: Neredeyse Milimetrenin Birkaç Binde Biri Boyutunda Ufacik Bir Toz Kadar Olurdum."18
Işte Bu Noktada Evrende Bilinen En Büyük Mekanla, En Küçük Mekan Arasinda Bir Benzerlik Ortaya çiktiğini Fark Ederiz. öyle Ki, Gözlerimizi Yildizlara çevirirsek, Orada Da Atomdakine Benzer Bir Boşlukla Karşilaşiriz. Yildizlar Arasinda Da, Galaksiler Arasinda Da Milyarlarca Kilometrelik Boşluklar Mevcuttur. Ama Bu Boşluklarin Her Ikisinde De Insan Aklini Zorlayan, Anlama Kapasitesini Aşan Bir Düzen Hakimdir.
çekirdeğin Içi: Proton Ve Nötronlar
1932 Yilina Dek, çekirdeğin Proton Ve Elektronlardan Oluştuğu Saniliyordu. çekirdeğin Içinde Protonla Beraber Elektronlarin Değil =olduğu Ancak O Tarihte Keşfedilebildi. (ünlü Bilim Adami Chadwick 1932 Yilinda çekirdeğin Içinde Nötronun Varliğini Ispatladi Ve Bu Keşfiyle Nobel ödülü Kazandi.) Işte Insanoğlunun Atomun Gerçek Yapisiyla Tanişmasi Bu Kadar Yakin Tarihte Gerçekleşti.
Atom çekirdeğinin Ne Kadar Küçük Boyutta Olduğundan Daha önce Bahsetmiştik. Atom çekirdeğinin Içine Siğabilen Bir Protonun Büyüklüğü Ise 10-15 Metredir.
Bu Kadar Küçük Bir Parçaciğin Insan Hayatinda Pek Bir önemi Olamayacağini Düşünebilirsiniz. Ancak, Insan Aklinin Kavramakta çok Zorluk çektiği Bir Küçüklükte Olan Bu Parçaciklar Aslinda çevrenizde Gördüğünüz Her şeyin Temelini Oluşturur.
Evrendeki çeşitliliğin Kaynaği
şu Ana Kadar Tespit Edilebilmiş 109 Tane Element Vardir. Tüm Evren, Dünyamiz, Canli-cansiz Bütün Varliklar, Bu 109 Elementin çeşitli Biçimlerde Birleşmeleriyle Oluşmuştur. Buraya Kadar Tüm Elementlerin Birbirinin Benzeri Atomlardan Oluştuğunu Gördük; Atomlar Da Birbirinin Ayni Parçaciklardan Oluşuyordu. Peki Madem Elementleri Oluşturan Bütün Atomlar Ayni Parçaciklardan Oluşuyor, O Halde Elementleri Farkli Kilan, Sinirsiz çeşitlilikte Maddeyi Oluşturan Nedir?


1- Titanyum
2- Sari Safir
3- Pirit
4- Topaz
5- Mavi Safir
6- Kalsit
7- Bakir
8- Alçi Taşi
9- Flüorit
10- Topaz
11- Talk
12- Demir 13- Zimpara Taşi
14- Kömür
15- Galen
16- Quart
17-barit Sülfüt
18- Feldispat
19- Elmas
20- Apatit
21- Altin
22-feldispat
23- Kaya Tuzu
24- Quartz
Elementlerin Temelde Birbirlerinden Farkli Kilan şey Atomlarinin çekirdeklerindeki Proton Sayilaridir. Burada Görülen Maddeleri Birbirinden Bu Denli Değişik Kilan Işte Bu Farkliliktir.
Elementleri Temelde Birbirlerinden Farkli Kilan şey, Atomlarinin çekirdeklerindeki Proton Sayilaridir. En Hafif Element Olan Hidrojen Atomunda Bir Proton, Ikinci En Hafif Element Olan Helyum Atomunda Iki Proton, Altin Atomunda 79 Proton, Oksijen Atomunda 8 Proton, Demir Atomunda 26 Proton Vardir. Işte Altini Demirden, Demiri Oksijenden Ayiran özellik, Yalnizca Atomlarinin Proton Sayilarindaki Bu Farkliliktir. Soluduğumuz Hava, Vücudumuz, Herhangi Bir Bitki Veya Bir Hayvan Ya Da Uzaydaki Bir Gezegen, Canli-cansiz, Aci-tatli, Kati-sivi Her şey... Bunlarin Hepsi Sonuçta Proton-nötron-elektronlardan Meydana Gelirler.

Fiziksel Varliğin Siniri: Kuarklar
Atomun çekirdeğindeki Proton Ve Nötronlar Kuark Adi Verilen Daha Küçük Parçaciklarin Biraraya Gelmesiyle Oluşurlar. Günümüzden 20 Yil öncesine Kadar Atomlari Oluşturan En Küçük Parçaciklarin Protonlar Ve Nötronlar Olduklari Saniliyordu. Ancak çok Yakin Bir Tarihte, Atomun Içinde Bu Parçaciklari Oluşturan çok Daha Küçük Parçaciklarin Var Olduğu Keşfedildi.
Bu Buluştan Sonra, Atomun Içindeki "alt Parçaciklari" Ve Onlarin Kendilerine Has Hareketlerini Incelemek üzere "parçacik Fiziği" Isimli Bir Fizik Dali Ortaya çikmiştir. Parçacik Fiziğinin Yaptiği Araştirmalar şu Gerçeği Açiğa çikarmiştir: Atomu Oluşturan Proton Ve Nötronlar Da Aslinda "kuark" Adi Verilen Daha Alt Parçaciklardan Oluşmaktadirlar.
Insan Aklinin Kavrama Sinirlarini Aşan Küçüklükteki Protonu Oluşturan Kuarklarin Boyutu Ise Daha Da Hayret Vericidir: 10-18 (0,000000000000000001) Metre.
Protonun Içinde Bulunan Kuarklar Hiçbir şekilde Birbirlerinden çok Fazla Uzaklaştirilamazlar; çünkü, çekirdeğin Içindeki Parçaciklari Bir Arada Tutmaya Yarayan "güçlü Nükleer Kuvvet" Burada Da Etki Etmektedir. Bu Kuvvet, Kuarklar Arasinda Adeta Bir Lastik Bant Gibi Görev Yapar. Kuarklarin Arasi Açildikça Bu Kuvvet Büyür Ve Iki Kuark Birbirinden En Fazla 1 Metrenin Katrilyonda Biri Kadar Uzaklaşabilir. Kuarklar Arasindaki Bu Lastik Bağlar, Güçlü Nükleer Kuvveti Taşiyan Gluonlar Sayesinde Oluşur. Kuarklarla Gluonlar Birbirleriyle Son Derece Güçlü Bir Iletişim Halindedir. Ancak, Bilim Adamlari Bu Iletişimin Nasil Gerçekleştiğini Halen Keşfedememişlerdir.
"parçacik Fiziği" Alaninda Hiç Durmadan Parçaciklar Dünyasini Aydinlatmak Için Araştirmalar Yapilmaktadir. Fakat Insanoğlu, Sahip Olduğu Akil, Bilinç Ve Bilgiye Rağmen Kendisiyle Birlikte Her şeyi Oluşturan özü Ancak Yeni Yeni Keşfedebilmektedir. üstelik Bu özün Içine Girdikçe Konu Daha Da Detaylanmakta, Insan Kuark Ismini Verdiği Parçaciğin 10-18 M.lik Sinirinda Takilmaktadir. Peki Bu Sinirin Da Altinda Ne Vardir?

Atomun Yapisindan Kurak'in Yapisina: Modern Hizlandiricilar Kullanilarak, Atomu Oluşturan En Küçük Parçaciklari Incelemek Mümkündür. üstteki Resim Bu Ilişkiyi Boyutuna Göre Gösteriyor. Bugün Bilim Adamlari Bu Konu Ile Ilgili çeşitli Tezler öne Sürerler, Ama Yukarida Da Belirttiğimiz Gibi Bu Sinir Fiziksel Evrenin Son Noktasidir. Bunun Altinda Bulunacak Olan Her şey Madde Ile Değil, Ancak Enerji Ile Ifade Edilebilir. Asil önemli Olan Nokta Ise, Insanin Tüm Teknolojik Imkanlarina Rağmen Yeni Keşfedebildiği Bir Mekanda çok Büyük Dengelerin, Fizik Kanunlarinin Zaten Bir Saat Gibi Işliyor Olmasidir. üstelik Bu Mekan Evrendeki Tüm Maddenin Ve Insanin Da Yapi Taşini Oluşturan Atomun Içidir.
Insan Ise Kendi Vücudundaki Organlarda, Sistemlerde Her Saniye Işleyen Bu Kusursuz Mekanizmadan Yeni Yeni Haberdar Olmaya Başlamiştir. Bunlari Oluşturan Hücrelerin Mekanizmalarini öğrenmesi Ise Ancak Son Birkaç On Yila Dayanir. Hücrenin Temelindeki Atomlarin, Atomlarin Içindeki Proton Ve Nötronlarin, Ve Bunlarin Da Içindeki Kuarklarin Mekanizmalarindaki üstün Yaratiliş Ise, Inançli Olsun Ya Da Olmasin Herkesi Hayrete Düşürecek Bir Mükemmelliktedir. Burada Asil üzerinde Düşünülmesi Gereken Konu Ise, Tüm Bu Kusursuz Mekanizmalarin Insan Yaşamindaki Her Saniye Boyunca, Insanin Herhangi Bir Müdahalesi Olmadan, Tamamen Kontrolü Dişinda Muntazam Bir şekilde çalişmasidir.

Atomun Diğer Ucu: Elektronlar
Elektronlar Tipki Dünyanin Güneş çevresinde Dönerken, Ayni Zamanda Kendi çevresinde Dönmesi Gibi, Atom çekirdeğinin çevresinde Dönen Parçaciklardir. Ayni, Gezegenlerde Olduğu Gibi Bu Dönüş, Bizim Yörünge Adini Verdiğimiz Yollarda, çok Büyük Bir Düzen Içinde Ve Hiç Durmaksizin Gerçekleşir. Fakat Dünyayla Güneşin Büyüklükleri Arasindaki Oran Ile Atomun Içindeki Oran çok Farklidir. Eğer Elektronlarin Büyüklüğü Ile Dünyanin Büyüklüğü Arasinda Bir Kiyas Yapmak Gerekirse, Bir Atomu Dünya Kadar Büyütsek, Elektron Sadece Bir Elma Boyutuna Gelecektir.19

En Güçlü Mikroskoplarin Bile Göremeyeceği Kadar Küçük Bir Alanda Dönüp-duran Onlarca Elektron, Atomun Içinde çok Karişik Bir Trafik Yaratir. Burada Dikkat çeken En önemli Nokta, çekirdeği Elektrik Yükünden Oluşan Bir Zirh Gibi Kuşatan Bu Elektronlarin Atomun Içinde En Ufak Bir Kazaya Yol Açmamalaridir. üstelik Atomun Içinde Yaşanacak En Ufak Bir Kaza Atom Için Felaket Olabilir. Ama Böyle Bir Kaza Asla Gerçekleşmez; Tüm Işleyiş Mükemmel Bir Düzen Ve Kusursuz Bir Sistem Içinde Devam Eder. çekirdeğin çevresinde Saniyede 1.000 Km. Gibi Akil Almaz Bir Hizla Hiç Durmadan Dönen Elektronlar, Birbirleriyle Bir Kez Bile çarpişmazlar. Birbirlerinden Herhangi Bir Farklari Bulunmayan Bu Elektronlarin Farkli Farkli Yörüngelerde Bulunmalari, Son Derece şaşirticidir Ve "bilinçli Bir Tasarim"in ürünü Olduğu Apaçiktir. Kütleleri Ve Hizlari Birbirlerinden Farkli Olsaydi çekirdeğin Etrafinda Farkli Yörüngelere Dizilmeleri Doğal Karşilanabilirdi. Nitekim Güneş Sistemimiz'deki Gezegenlerin Dizilişi Bu Mantiktadir.
Yukaridaki Resimde Elektronlarin Dalga Hareketine Göre çizdikleri Dört Farkli Yörünge Tipi Gösterilmektedir. Elektronlar Parçacik özelliğine Göre De Gezegenlerin Güneş'in çevresinde Dönmeleri Gibi Yörüngeler çizirler. Fakat Elektronlarin Sahip Olduklari Bu Farkli Hareketler, Onlarin Tam Olarak Tanimlanmasini Engellemektedir.
Yani Birbirinden Kütle Ve Hiz Olarak Tamamen Farkli Olan Gezegenler, Doğal Olarak Güneş'in Etrafinda Farkli Yörüngelere Yerleşmişlerdir. Ama Atomdaki Elektronlarin Durumu Bu Gezegenlerden Tamamen Farklidir. Tipatip Birbirlerinin Benzeri Olan Elektronlarin Niçin çekirdek Etrafinda Farkli Yörüngelere Sahip Olduklari, Bu Yörüngeleri Nasil şaşmadan Takip Ettikleri, Akil Almaz Küçüklükteki Boyutlarda Akil Almaz Büyüklükteki Süratleriyle Nasil çarpişmadiklari Sorulari Bizleri Tek Bir Noktaya Götürür.

Arkadaşlarım

Blogcu ile yapıldı
Geograpy

guncelbilgiadresi