4/4/2007

GÖKTÜRK DEVLETİ

1. GÖKTÜRK DEVLETİ


Gök-Türkler’in tarih sahnesine çıktıkları anlarda Juan-Juanlar’a tabi olarak, Altay dağlarında an‘anevi sanatları demircilikle uğraştıkları ve Juan-Juan Devletine silah imal ettikleri biliniyor. Fakat o zaman dahi dağınık değildiler. Çou-shu (Çin yıllığı, M. 550-557’den)’ya göre, Gök-Türk Devleti’nin kurucusu Bumin (Çince’de T’u-men)’in atası olarak gösterilen A-hien, “Şad” ünvanını (Bilge şad) taşıyor ve Bumin’den hemen önce gelen Tu-wa adlı başbuğ da Ta-ye-hu (“Büyük Yabgu”) olarak tanınıyordu. Demek ki Türk kütlesinin Juan-Juanlar’a bağlılığı “fedaratif” mâhiyette idi.

Bumin daha M. 534 yılında kuzey Tabgaç (Wei) idarecileri ile siyâsî münasebet kurmuş, M. 542’de akıncılarının başında Huang-ho nehri yakınlarında görünmüş ve M. 545’de batı Tabgaç hükümdarının gönderdiği elçiyi “imparatorluktan nezdimize “hey’et geldi, devletimiz bundan gurur duyar” sözleri ile karşılamıştı. Gök-Türk hanlarından İşbara, 585'teki bir konuşmasında Gök-Türk devletinin “50 yıl önce” kurulduğunu söylemiştir ki, bu da 535 tarihine düşer.

Ancak Bumin’ın 546’da Juan-Juan devletine karşı bir Töles ayaklanmasını bastırdığı için, o devlet hükümdarı ile eş-değerde olduğunu göstermek maksadı ile, onun kızı ile evlenmek isteğinin kabaca reddedilmesi üzerine üst-üste vurduğu darbelerle Juan-Juan devletini çökertip arazisini tamamen işgal ettikten sonra resmen “il-kagan” unvanını alması ve böylece, merkezi, eski büyük Hun imparatorluğunun başkent bölgesi, Ötüken (Orhun ırmağının hemen batısında, ormanlık ve dağlık bir bölge) olmak üzere hakanlığı kurması 552 yılında olmuştur.

Devletinin batı kanadını kuruluşta kendisi ile birlikte çalışan küçük kardeşi İstemi’ye,”Yabgu” ünvanını taşımak, dolayısıyla doğu kanadının yüksek hakimiyetini tanımak üzere veren Bumin, devleti kurduğu yıl içinde öldü. İstemi Kağan batıda fetihlerine devam ederken, Ötüken’de iktidara gelen, Bumın’ın oğlu K’o-lo (Kara?) ve bunun erken ölümü üzerine hakim olan, Bumin’in diğer oğlu Mu-kan (553-572) zamanında devlet, haşmetli çağına ulaştı.

Heybetli görünüşü, parlak mavi gözleri, kudreti ve huşuneti Çin kaynaklarında belirtilen Mu-kan Kagan, son bir darbe ile Juan Juanlar’ı tarihe malettikten sonra (555), K’i-tanlar’ın ve Kırgızlar’ın ülkelerini Gök-Türk hakimiyetine bağladı. Çin’de Batı Tabgaçları’nın yerine geçen Chou hanedanı ile, yeni kurulan Tsi hanedanını baskı altına aldı. İstemi’nin harekatına karşı, Çin’den yardım isteyen Ak-Hun-Eftalit devletine ve Maveraünnehir halkına Çin askerî desteğini önledi. 564’de Şan-si’deki Tsi başkenti Tsin-yang’ı muhasara etti ve kızı prenses Aşına’yı Chou imparatoru ile evlendirdi (568). Kaynakların bildirdiğine göre, geniş ülkelere ve 100 bin kişilik bir orduya sahip Gök-Türk hakanını, Çin imparatoru akrabalık kurma yolu ile teskin etmiş oluyordu.

Mu-kan’ın emrindeki kuvvet devletin doğu kanadının ordusu idi. İstemi (552-576) kumandasındaki öteki ordusu ise kendi bölgesinde hareket halinde idi. Kısa zamanda, Altaylar’ın batısını Issık Göl ve Tanrı Dağları’na kadar hakimiyetine alan İstemi, geniş çapta askerî ve siyasî faaliyetleri neticesinde temas kurduğu Sasanî İmparatorluğu ve Bizans gibi Ortaçağ’ın en büyük iki devletini Gök-Türk politikası izinde yürütmek suretiyle, Türk hakanlığını bir dünya devleti payesine yükseltti.

561 yılında, Ak-Hun-Eftalitler üzerinde yaptığı ilk baskı tecrübesinden sonra, İpek transit ticaretini elinde tutan bu devlete karşı Sasanî İmparatorluğu’nu tabiî müttefiki olarak gören İstemi, Şehinşah Anuşirvan Adil ile antlaşma akdetti. Bu vesile ile kızı, Anuşirvan ile evlenerek İran sarayına imparatoriçe oldu. Müttefikler tarafından şıkıştırılan Ak-Hun-Eftalit devleti yıkıldı ve toprakları Ceyhun (Amu Derya) sınır olmak üzere iki imparatorluk arasında paylaşıldı (564). Maveraünnehir, Fergana’nın bir kısmı, Kaşgar, Hoten vb. Gök-Türkler’e intikal etti. Bu suretle İç Asya ipek kervan yolu üçüncü kere Türklerin eline geçmiş oluyordu.

Ancak Anuşirvan bu bölüşümden, zaferdeki katkısına nisbetle “arslan payı”nı almış olmasına rağmen, pek memnun değildi, kervan yolunun Maveraünnehir güzergahını da ele geçirmek istiyordu. Bu maksatla, kendi ülkesinden Akdeniz limanlarına ve Bizans’a yapılmakta olan ipek nakliyatını durdurdu. Böylece hem ipek ticaretinin ünlü kervancıları olup son taksimde Gök-Türkler’e bağlanan Sogd (Semerkant bölgesi) ahalisinin faaliyetini baltalayarak, huzursuzluk çıkartmak, hem de Türkler’i ipek transit rüsumu (geçiş vergisi) gibi yüksek bir gelirden mahrum etmek düşüncesini uygulamaya koydu. İstemi’nin gönderdiği elçileri hile ile öldürttü. Uzlaşma ümidini kesen İstemi yönünü Bizans’a döndürerek İstanbul’a Sogdlu ipek taciri ve diplomat Maniah başkanlığında bir heyet gönderdi (568).

Tarihte bu, Orta Asya’dan Doğu Roma’ya giden ilk resmî heyet idi. İpek meselesi Gök-Türkler kadar Bizans’ı da ilgilendirdiği için, hatta Sasanî aracılığından kurtulmak üzere, nakliyatı Hind Denizi yoluna çevirmek maksadı ile güney Arabistan’daki Himyeri Devleti ile temaslar aramış olan Bizans’ta, İmparator II. Justinos, Türk elçilerini alaka ile karşılamış, İstemi’nin gönderdiği “İskitçe” (Türkçe) mektubu okutmuş ve Maniah’ın ağzından teşebbüsün ciddiliğini anlamıştı. Bir ittifak antlaşması yapmak üzere umumi vali Zemarkhos başkanlığında bir heyeti yola çıkardı (568 Ağustos başı).

Türk elçileri ile birlikte Karadeniz-Kafkaslar-Hazar Denizi-Aral Gölü arasından Talas yolu ile Tanrı Dağları’nda Ak-Dağ’da İstemi (Bizans kaynaklarında, Dizabulo, Dilzibulos, Silzioulos, Stembis: Al-Tabari’de Sincibu)’nin huzuruna gelen Bizans elçilerinin hatıralarında Gök-Türk hayatını, kudret ve ihtişamını gözler önüne sermesi bakımından pek kıymetli bir vesikadır. İstemi, Bizans ile işbirliği yaparak Anuşirvan’ı ipek yolunu açmağa zorlamak gayesini güden siyasetinde başarıya ulaşmış, 571 yılında Sasanî-Bizans çatışması başlamıştı. Fakat bu savaşa Gök-Türklerin katıldığına dair bir işaret yoktur. Ancak Anuşirvan’ın oğlu olup, Gök-Türk prensesinden doğduğu için “Türk-zade” diye anılan IV. Ormuzd’un son yıllarında (579-590) müdahale edilmiştir.

Bu geç kalışın sebebi, Gök-Türkler’in fiili savaşa iştirak için tazyik eden Bizans’ın gönderdiği çeşitli elçilerden biri olan Valentinos’u 576’da Aral Gölü havalisindeki Türk bölgesinde karşılayan Türk-şad’ın sözlerinden anlaşılıyor. Bu Türk prensi Bizans’ı Gök-Türkler’in affedilmez hasımları olan Avarları himaye etmekle ve “kılıçla değil, atların ayakları altında karınca gibi ezilerek öldürülmeği hak eden” bu kavme barınacak yer vermekle suçluyordu ki bu doğru idi.

İstemi’nin siyasetinin diğer ve daha mühim bir neticesi de şu olmuştur: 19 yıl sürmüş olan (571-590) Sasanî-Bizans mücadelesinden sonra da iki imparatorluğun arası düzelmemiş, birbirini takip eden karşılıklı istilalarda nihayet İmparator Heraklaious’un Sasanî başkenti; Madain (Ktesiphon)’e kadar uzanan seferleri (622-628) Sasanî İmparatorluğunun son mecalini de kırmıştır ki, Kur’an’da bile işaret olunan bu durum İslamiyetin kısa zamanda İran’da hakimiyet kurmasını kolaylaştırmıştır.

Mu-kan’ın yerine kardeşi T’a-po (Tapar?) geçti (572-581). Kudretli hakanlığın yeni hükümdarı, kendini tebrik etmek üzere hediyelerden başka 100 bin top ipek gönderen Chou İmparatoru ile, tebrik için çeşitli hediyelerle birlikte başkumandanını göndermek suretiyle hususî bir itina gösteren, Chou’ların rakibi, Tsi İmparatorluğu’na “oğullarım” diye hitap ediyordu. Bu bütün kuzey Çin’in Türk himayesine alındığını göstermekte idi.

Ülkesinin genişliğinden dolayı hakanlığın doğrudan doğruya kendi idaresindeki kanadını ikiye ayırarak, doğusuna, kardeşi K’o-lo’nun oğlunu, batısına da küçük kardeşi Jo-tan’ı “Han” ünvanları ile tayin eden İstemi de esasen kendisinin yüksek hakimiyetini tanımakta olduğundan, ulu hakan durumuna yükselen T’a-po, bir Tsi prensesi ile evlenmek düşüncesine kapıldı ve ayrıca Türk topluluğu için zararlı cihetleri önceki devirlerde ileri görüşlü Türk idarecileri tarafından ortaya konulmuş olan Buda dinini, bir Budist misyoneri (Jnagoupta)’nın telkinlerine kanarak, memlekette himayeye kalktı; bir Budist tapınağı ve bir Buda heykeli yaptırdı.

Gök-Türk haşmeti çöküşe yüz tutmuş gibi idi. T’a-po dış siyasette de yanlış adımlar attı. Tsi’ler 575’te Tchin hanedanı tarafından yıkıldığı zaman, oradan kaçarak kendisine sığınan bir Tsi prensini “Çin kağanı” ilan etti. Choularla arasının açılmasına sebep olan bu durum karşısında kalabalık bir ordu ile, Pekin bölgesine ilerleyen T’a-po kendisine yeni bir Çinli prenses vaad edilerek durduruldu (579). Ancak prensesin verilebilmesi için Chou hükümdarı, “Çin Kağanı” Tsi prensinin kendisine teslimini istiyordu. Bir av esnasında bu prensin Choular tarafından kaçırılmasına göz yumulması millet nazarında hakanın itibarını büsbütün sarstı. Gök-Türk birliği ve kültüründe mühim çatlakların belirdiği bu yıllarda diğer mühim bir hadise de İstemi’nin ölümü oldu (576).

Resmi ünvanı “Yabgu” olması gerekirken (kendisine bağlı batı Gök-Türk halkı bazen Yabgu Türkleri diye anılıyordu), kitabelerde bile “Kagan” diye zikredilen bu büyük şahsiyetin ölümünü, yukarıda adı geçen Türk-şad’ın sözlerinden öğreniyoruz. Türk-şad’ı sinirlendiren hususlardan biri de, ölen “atası”nın yas günlerinde Türkler’in rahatsız edilmeleri idi. Yol hatıraları Gök-Türk hakanlığının batı bölgelerindeki kavimler bakımından çok mühim olan elçi Valentinos’a hitaben yapılan bu konuşma ayrıca Türk fetihlerinin hem şeklini, hem felsefesini açıklamak itibariyle büyük değer taşımaktadır:

“Ben esirlerimiz olan Uar-Huni (Avar)’lerin hangi yoldan Bizans’a gittiklerini biliyorum. Dinyeper’in, Meriç’in nerede olduğunu, Tuna’nın nereye aktığını biliyorum. Gün doğusundan gün batısına kadar ülkeler bize diz çökmüştür. Alanlar’ı On-Ogurlar’ı görüyorsunuz. Bize karşı gelmek cesaretini gösterdiler, fakat ümidleri boşa çıktı. Roma’ya da geleceğiz”. Gök-Türk sınırlarının Kafkasya’nın kuzeyine kadar uzandığını ortaya koyan bu sözler Bizans’ı açık bir tehdit manasını ifade ediyordu. Ancak Türk-şad şaka yapmadığını gösterdi. Kırım’da Bizans’a ait ünlü Kerç Kalesi Türk kuvvetleri tarafından zapt edildiği zaman Doğu Roma elçileri henüz Gök-Türk topraklarında idiler (576).

Bu, Gök-Türk Devleti'nin Mançurya sınırlarından Karadeniz’e kadar uzanarak genişliğinin son haddine ulaştığı tarihtir.

İstemi’den sonra yerine geçen oğlu Tardu (576-603) (Çincesi Ta-teu, aslında bir unvan), cesareti ve savaş severliği ile babasına benzemekte idi ise de, ihtirası yüzünden, T’a-po Hakan’ın açmış olduğu ayrılık çizgisini büsbütün derinleştirdi. Çinliler, onun bu zaafından faydalandılar: Önce, hakanlığın kendine verilmemiş olmasından dolayı küskün olan Ta-lo-pien’i (Mu-kan’ın oğlu) T’a-po’ya karşı kullanarak Tardu’nun yanına gitmesini telkin ettiler. Halbuki Mu-kan bile bu oğlunu tahta namzet göstermemiş idi, çünkü annesi asil (Türk soyundan ) değildi. Ulu hakan T’a-po 581 de ölürken, kendi oğlu yerine onun hakan olmasını arzu ettiği halde, danışma kurulu (Devlet meclisi) bunu kabul etmeyerek K’o-lo’nun oğlu İşbara (Çincede Şa-po-lüe)’yi hakanlığa getirmişti.

Çin, Gök-Türkler arasındaki anlaşmazlığı körüklemeğe devam ediyordu. Ta-lo-pien Batı Yabgusu Tardu’nun yanında, yeni ulu hakan ile mücadeleye hazırlanırken, İşbara da o sırada, Choular yerine iktidara gelerek, Çin’de 350 yıldan beri ilk defa siyasî birlik tesis eden Sui hanedanı (581-618)’ndan kendi ailesinin intikamını almak isteyen karısı, Chou prensesinin telkinlerine kapılarak, Çin’e kuvvet sevk ediyor, Sui imparatoru Ven-ti de eskiden beri Çin şehirlerinde ticaretle uğraşan ve dostluk münasebetleri çerçevesinde, imtiyazlara sahip 10 bin kadar Türk’ü Çin’den uzaklaştırıyordu.

Buna karşı İşbara’nın ordusu ile Çin’e girmesi, Çin hile faaliyetinin yoğunlaşmasına yol açtı. Wen-ti derhal Tardu’ya altın kurt başlı bir sancak göndererek onu Gök-Türk ulu hakanı olarak selamladığını bildirdi. İhtirası alevlenen Tardu, Çin’e karşı ortak hareket teklif eden İşbara’nın bu isteğini önce reddetti ve İşbara, Gök-Türkler’i gayet iyi tanıdığı anlaşılan diplomat-general Ç’ang Sun-şeng ile mücadele etmek ve bu Çinli’nin Türk kumandanları arasına soktuğu nifak ile uğraşmak mecburiyetinde kalırken, Tardu, hakanlığın doğu kanadının yüksek hakimiyetini tanımadığını ilan etti (582). Böylece imparatorluk resmen ikiye ayrılmış oldu.

1/4/2007

selçuklu devleti

Büyük Selçuklu Devleti, Selçuklular hanedanının kurduğu ilk devlettir. Selçuklular tarafından kurulan diğer devletler ise, Kirman Selçuklu Devleti, Irak Selçuklu Devleti, Suriye Selçuklu Devleti ve Anadolu Selçuklu Devleti'dir. 1038-1157 arasında hüküm süren Büyük Selçuklular, en güçlü oldukları dönemde Harezm, Horasan, İran, Irak, Suriye, Arap Yarımadası ve Doğu Anadolu'ya egemen olmuş Türk devletidir.

Selçuklu hanedanına adını veren Selçuk Bey'in başkanı olduğu Kınık boyu, Oğuz boylarından biriydi. Kınıklar, 10. yüzyılda öbür Oğuz boylarıyla birlikte Orta Asya’da yaşıyorlardı. Selçuk Bey’in önderliğinde, 10. yüzyılın ikinci yarısında göç ederek Cend bölgesine yerleştiler ve İslam dinini benimsediler. Bu göçebe topluluk, Karahanlılara ve Samanilere savaşlarda asker vererek karşılığında geniş otlaklar elde ettiler. Selçuk Bey'in 1009'da ölümünden sonra daha da güneye indiler.

Türk tarihi
Tarihî ve Çağdaş Türk devletleri
İmparatorluklar
Devletler
Günümüz

Bu kutu: gör   değiştir

Selçuk Bey'in oğlu Arslan Bey'in yönetiminde, Karahanlıları ve Gaznelileri endişelendirecek kadar güçlendiler. Arslan Bey'in Gaznelilerce tutuklanması ve 1032'de ölmesinden sonra, Selçuk Bey'in torunları Tuğrul Bey ve Çağrı Bey bağımsızlıklarını elde etmeye giriştiler. 1035'te büyük bir Gazneli ordusunu yenerek Horasan içlerine doğru ilerlediler. 1037'de de, bugünkü Türkmenistan’da yer alan Merv kentini ele geçirdiler. 1038'de Gaznelileri ikinci kez yendiler ve Nişabur kentine girerek bağımsızlıklarını ilan ettiler. Tuğrul Bey sultan sanıyla hükümdar ilan edildi ve Büyük Selçuklu Devleti de böylece kurulmuş oldu.

Konu başlıkları

[gizle]

<****** type=text/**********> //

Selçuklu Hanedanı [değiştir]

Selçuk Bey tarafından kuruldu ve kısa sürede İslam'ın ve halifenin koruyucuları oldular. M.S. 1040 - 1157.

Kurucusu: SELÇUK BEY.

  • Tuğrul Bey (1040 - 1063)
  • Sultan Alp Arslan (1063 - 1072)
  • Sultan I. Melik Şah (1072 - 1092)
  • Sultan Mahmud (1092 - 1093)
  • Sultan Rükneddin Beryaruk (1093 - 1104)
  • Sultan Melik Şah (1104 - 1105)
  • Sultan Mehmed Tapar (1105 - 1118)
  • Sultan Mu'izzeddin Sancar (1118 - 1157)

Egemenlik Alanı [değiştir]

Kapladığı Alan: doğuda Balkaş, Issık Gölleri, Tarım Havzası; batıda Ege ve Akdeniz sahilleri , kuzeyde Aral Gölü, Hazar Denizi , Kafkasya, Karadeniz; güneyde Arabistan dahil Umman Denizi'ne kadar olan alandır. (10.000.000 km 2).

Siyasi Tarih [değiştir]

Kuruluş [değiştir]

Devletin kurucusu kabul edilen Selçuk Bey,Hazar imparatorluğunda subaşı(Ordu komutanı) görevinde idi.Giriştiği taht mücadelesini kaybedince ailesi ve ordusu ile birlikte İran yönüne özellikle de Horosan bölgesine göç ettiler.Selçuk Bey önce Samanoğulları'na sığındı.Burada müslümanlığı benimsedikten sonra Samanoğulları devletinin yönetiminde söz sahibi oldu.Samanoğulları Devleti yıkılınca Selçuk Bey,Müslüman halkıyla birlikte Horosan bölgesine yerleşti.Teşkilatlı devlet düzenine girmesi Tuğrul ve Çağrı beyler dönemindedir.Devletin ilk yöneticisi Tuğrul Bey'dir.

Dandanakan Savaşı ve sonrası [değiştir]

Büyük Selçuklu Devleti
Büyük Selçuklu Devleti

Gazneli Sultanı I. Mesud, Büyük Selçuklu Devleti’ni ortadan kaldırmak amacıyla güçlü bir orduyla Selçuklu topraklarına girdi. Gazneli ve Büyük Selçuklu orduları, Merv yakınlarında Dandanakan denen yerde karşılaştılar. Mayıs 1040’ta yapılan Dandanakan Savaşı'nda, Büyük Selçuklular Gazneli ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu savaştan sonra Büyük Selçuklu Devleti’nin Harezm ve Horasan'da varlığı kesinlik kazandı. Tuğrul Bey, bu savaşın ardından giriştiği fetihlerle bütün İran'ı denetimi altına aldı. Büyük Selçuklu sınırları, batıda Bizans, güneybatıda Büveyhiler, kuzeybatıda Gürcistan topraklarına dayandı. 1048'de Erzurum yakınlarındaki Pasinler Ovası'nda birleşik Bizans-Gürcü ordusunu yenen Büyük Selçuklular, Doğu Anadolu içlerine akınlar düzenlemeye başladılar. İslam dünyasının dinsel önderi konumundaki Abbasiler, bu dönemde Bağdat'ı elinde tutan Büveyhilerin siyasal baskısı altındaydı. Tuğrul Bey, Halife Kâim'in çağrısı üzerine 1055'te Bağdat'a girdi ve Büveyhileri halifeliğin merkezinden çıkardı. Bu olayın ardından Büyük Selçukluların İslam dünyasındaki itibarı arttı.

Alp Arslan ve Melikşah dönemleri [değiştir]

Tuğrul Bey'in 1063'te ölünce kardeşi Çağrı Bey'in oğlu Alp Arslan tahta geçti. Alp Arslan Büyük Selçuklu topraklarını daha da genişletti. 1071'de Malazgirt Savaşı'nda Bizans İmparatoru Romen Diyojen'i yenerek tutsak aldı. Malazgirt zaferinin asıl önemi, Anadolu'yu Türklere açmış olmasından gelir. Anadolu içlerine akınların sürdüren Büyük Selçuklu komutanları yeni topraklar ele geçirdiler ve bağımsız yeni devletler kurdular. Alp Arslan 1072'de ölünce Büyük Selçuklu Devleti’nin başına oğlu Melikşah geçti. 1072-1092 arasında hüküm süren Melikşah dönemi, Büyük Selçuklu Devleti’nin en parlak dönemi oldu. Suriye, Filistin, Hicaz, Yemen ve Arabistan Yarımadası'nın doğu kıyıları bu dönemde Büyük Selçuklu topraklarına katıldı. Doğuda Karahanlılar ve Gaznelilerden yeni topraklar ele geçirildi.

Gerileme ve Dağılma dönemi [değiştir]

Melikşah'tan sonra sırasıyla başa geçen Mahmud (1092-1094), Berkyaruk (1094-1105), II. Melikşah (1105-1105) ve Muhammed Tapar (1105-1118) dönemlerinde Büyük Selçuklu Devleti gücünü ve eyaletlerdeki merkezi denetimini giderek yitirdi. Hanedan üyeleri yönettikleri bölgelerde bağımsız davranmaya başladılar. Daha önce bağımsızlıklarını ilan etmiş olan Suriye Selçukluları ile Kirman Selçukluları’na Irak Selçukluları da katıldı. Büyük Selçuklu topraklarına göçen yeni Oğuz boyları da iç düzeni büyük ölçüde sarstılar. 1118'de tahta çıkan Sencer’in ülke topraklarını yeniden birleştirme çabası da başarılı olamadı. Nitekim Sencer, ayaklanan göçebe Oğuzlara 1153'te tutsak düştü. İki yıl sonra kaçarak kurtulduysa da ülkede iktidarını yeniden sağlayamadan 1157’de öldü. Büyük Selçuklu Devleti böylece sona erdi. Bu karışıklık döneminde Harezmşahlar, Büyük Selçuklu toprakların büyük bölümünü ele geçirdiler. Bir süre daha direnen Kirman Selçukluları 1175’te, Irak Selçukluları da 1194’te yıkıldı. Selçuklu hanedanın kurduğu devletlerden yalnızca Anadolu Selçuklu Devleti, yüz yılı aşkın bir süre daha ayakta kalabildi.Ayrıca devletın gerılemesının de bır sebebı haclı seferlerı ,fatımılerın catısması,hasan sabbahın batınılık propogandaları ve oguz boylarının ayaklanmaları olmustur.bunun sonucunda ise Abbasi padişahları selcuklu egemenlıgınden kurtulmak ıcın bır takım calısmalar yurutmustur.Bunlar Selcuklu devletının yıkılmasına neden olan etkenler ve nedenlerdır.

Devlet yapısı [değiştir]

Büyük Selçuklu Devleti’nin örgütlenme biçimi, kendisinden önceki İslam devletlerine benziyordu. Hint-İran devlet anlayışını yansıtan bu örgütlenmede, eski Türk devlet geleneğinin de belirgin etkisi vardı. Eski Türk devlet geleneğinde olduğu gibi, Büyük Selçuklu Devleti’nde de ülke toprakları hanedanın ortak malı sayılıyordu. Bundan dolayı Büyük Selçuklu toprakları eyaletlere bölünmüştü. Eyaletlerin yönetimi de melik olarak adlandırılan hanedanın erkek üyelerine bırakılmıştı. Tuğrul Bey'den önce boy başkanına Oğuz geleneğine göre yabgu deniyordu. İslam dininin benimsenmesinden sonra, hükümdarlar İslam devletlerindeki geleneğe uyarak sultan unvanını kullandılar. Başkentte oturan sultan, devletin mutlak egemeniydi. Bütün atamalar ve toprak dağıtımı sultanın buyruğuyla yapılıyordu. Ayrıca sultan yüksek yargı kurullarına da başkanlık ediyordu. Hükümdarların "danışman"ı konumundaki kişiler yönetimde önemli rol oynuyorlardı. Alp Arslan döneminde bu göreve getirilen Nizamülmülk, İslam geleneği uyarınca vezir unvanı aldı ve devlet yönetiminde köklü değişiklikler yaptı. Nizamülmülk, devlet yönetimine ilişkin anlayışını Siyasetname adlı kitabında da anlatmıştır. Büyük Selçuklu Devleti’nde devlet işleri "Divanı Âlâ " adı verilen bir kurulda görüşülür ve karara bağlanırdı. Ayrıca maliye, askerlik ve adalet işleriyle uğraşan başka divanlar da vardı. Meliklerin yönetimindeki eyaletlerde de büyük ölçüde merkezdeki örgütlenme örnek alınmıştı.

Toprak yönetimi ve ordu [değiştir]

Büyük Selçuklu ülkesinde tarım yapılan topraklar ikta denen bölümlere ayrılmıştı ve iktalar hizmet karşılığında belirli süre için ileri gelenlere veriliyordu. Bu usulle verilen topraklar has, ikta ve haraci olarak üçe ayrılıyordu. Has toprakların geliri doğrudan sultan ailesine veriliyordu. İkta sahipleri ise, toprakları işleme karşılığında belli sayıda asker besliyor ve savaş zamanlarında orduya katılıyorlardı. Haraci olarak adlandırılan toprakların geliri de doğrudan devlet hazinesine aktarılıyordu.

Alp Arslan dönemine kadar beylere bağlı göçebe Türkmenlerden oluşan ordu Nizamülmülk tarafından yeniden yapılandırıldı. Nizamülmülk, aylıklı askerlerden oluşan sürek