irregular verbs/düzensiz fiiller
« Önceki | Sonraki »
|
|
|
A GRUBU | |||
|
SORU KÂĞIDI FORMU |
| ||||
|
SINAVI YAPILAN DERSİN ADI: TÜRK EDEBİYATI |
SINAV DUYURU TARİHİ 30.04.2007 |
SINAV TARİHİ 03.05.2007 |
SINAV SONUCUNUN ÖĞRENCİYE DUYURU TARİHİ 13./05/2007 | ||
|
SINIF: 9- |
NO: |
ADI SOYADI: |
ALDIĞI NOT: | ||
1)Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise (D),yanlış ise (Y) yazınız.(10 puan)
*Bir metnin anlatıcı değiştiğinde metnin anlatım özelliklerinde herhangi bir değişiklik meydana gelmez.( )
*İlahi bakış açısıyla yazılan metinlerde, anlatıcı olaylar ve kahramanlarla ilgili her şeyi bilir. ( )
2) Okuduğunuz bir masaldan hareketle masal türü ile hikâye türünü karşılaştırınız.(20 puan)
3)’’Meddah ’’ve ‘’dram’’ terimlerini kısaca açıklayınız.(10 puan)
4)İnsanlığın ilk dönemlerinden bu yana anlatma ihtiyacını hangi edebi metinler karşılamıştır? Yazınız.(10 puan)
5) Metinsiz tiyatro olabilir mi? Geleneksel Türk tiyatrosundan yola çıkarak yorumlayınız. (10 puan)
6)Aşağıdakilerden hangisi Geleneksel Türk Tiyatrosu içinde yer almaz?(10 puan)
a) Karagöz b)Dram c) Orta oyunu d)Meddah e)Kukla
7)Öykü(Hikâye)türü hakkında kısaca bilgi vererek Türk edebiyatındaki iki öykücüyü yazınız.(10 puan)
8)Okuduğunuz bir olay metnini yapı ve tema özelliklerini dikkate alarak tanıtınız.
(20 puan)
Süre 40 dakikadır. Başarılar dilerim.
Savaş YILDIZ
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
YANITLAR
İSTANBUL DENİZCİLİK VE SU ÜRÜNLERİ MESLEK LİSESİ
2006–2007 ÖĞRETİM YILI II. DÖNEM
TÜRK EDEBİYATI DERSİ II. YAZILI A CEVAP ANAHTARI
1)
Y (5P)
D (5 P)
2) Masal: Yazarı belli olmayan, olayların bilinmeyen bir ülkede ve zamanda geçen,içinde olağanüstü olayların geçtiği,kendine özgü bir anlatım biçimi olan edebi metinlerdir.Anonim olan masalların,ağızdan ağza nakledildiği için kendine özgü bir anlatım biçimi ve planı oluşmuştur.Başlangıçları ve sonuçları kalıplaşmıştır.
Hikâye: Dış dünyada karşılaşabileceğimiz türden olayları, kurgulayarak, belirli bir hacim içerisinde anlatan metinlerdir.(5 p)
Masal ve hikâye anlatmaya bağlı edebi metinlerdir.(5p)
Hikâye daha gerçeğe yakın bir türdür.(5p)
Okunan bir masaldan yola çıkarak anlatma.(5p)
3)Meddah: Tek kişilik bir seyir sanatıdır. Hikâye anlatma ve taklit yapma gibi yetenekler sergilenir. Meddahın repertuarında günlük hayatla ilgili olaylar, hikâye, efsane ve destanlardan oluşur. Göstermeye bağlı bir edebi metindir.( 5 puan)
Dram: Başlangıçta tiyatro eserlerinin tümü için kullanılan bir terimdir. Daha sonra hayatın acıklı yönlerini ön plana alan, bu arada komik unsurlarını da işleyen tiyatro eserlerine verilen genel ad durumuna gelmiştir. (5 puan)
4)Masal ( 1p)
Destan ( 1p)
Halk hikâyesi ( 1p)
Mesnevi ( 1p)
Manzum hikâye ( 1p)
Hikâye ( 1p)
Roman ( 1p)
Tiyatro(Geleneksel ve modern tiyatro) (3p)
5)Evet metinsiz tiyatro olabilir. Geleneksel Türk Tiyatrosunda(Orta oyunu ve Köy Seyirlik Oyunu) genellikle önceden hazırlanmış bir metin yoktur. (10 puan)
6) B (10 puan)
7)Öykü: Dış dünyada karşılaşabileceğimiz türden olayları, kurgulayarak, belirli bir hacim içerisinde anlatan metinlerdir. (5puan)
Sait Faik ve Ömer Seyfettin önemli öykücülerimizdendir. (5puan)
8) Olay örgüsü(5 puan)
Kişiler: (5 puan)
Zaman ve Mekân: (5 puan)
Tema: (5 puan)
TOPLAM 100 Savaş YILDIZ
Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni
AD SOYAD:
NO:
SINIF:
GUNCEL BİLGİ ADRESİ EDEBİYAT BÖLÜMÜ 2. DÖNEM 1. YAZILI SORULARIDIR
“UYKU”dan-ORHAN KEMAL
“Cumartesiydi.Madeni Eşya Fabrikası hafta tatiline hazırlanıyordu…Ustabaşı tamir odasının yanına gitti.Kapının sağ duvarındaki mermer levhada şarteli indirdi.Atelye çatısı altında dönen ana volan sarsılarak yavaşladı ve fabrika istop etti.Herkes paydos sanmıştı…Halbuki ustabaşı,tornalardan birinin üstüne sıçradı,düdük öttürdü,ameleyi topladı.Nutuk söyler gibi:”Bana bakın!”diye bağırdı.”Öğleden sonra iş var…Sabaha kadar çalışacağız belki de…İsteyen gidebilir,kalan çift yevmiye alacak…İsteyen gider,dedim,zorla değil…”Atelyeye bir sessizlik çöktü.Sonra mırıltılar,fiskoslar başladı…Onuncu presin işçisi çocuk Sami,etrafına bakındı,yutkundu,gözlerini ovaladı…Öyle canı sıkılmıştı ki…”Gitsem mi?”diye aklından geçirdi,sonra caydı.Ustabaşı aksidir.Sami işi bırakır giderse,ustabaşı bir daha adım attırmaz onu.Fabrikanın ameleye ihtiyacı yok ki;kapının önü kendi kadar çocuklarla dolu…”
1)Yukarıda “Uyku”adlı öyküden bir bölüm verilmiştir.Bu bölümde yapıya ait unsurlardan hangilerinin olduğunu belirtiniz.
2)Yukarıdaki metin öykünün serim,düğüm,çözüm bölümlerinden hangisine ait olabilir?Niçin?
“SODOM VE GOMORE”’den-YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞU
“İtilaf kuvvetleri zulmün,haksızlığın en son derecesine varmışlardı ve bu zulmün önünde öncülük eden ve bu zulmü alkışlayan soysuzlaşmış Türkler göze çarpmakta idi.Bir gün Necdet tramvayların birinde şöyle bir faciaya şahit oldu:İki bacağı kesilmiş bir Türk askeri,kendisine sığınacak tenha bir köşe bulmak için kalabalığın içinde bin zahmetle sürünerek tramvayın ön sahanlığa geç meye çalışıyor.Tam bu sırada bir durakta,o taraftan içeriye doğru şuh,fıkırdak bir kız girdi;yanında bir İngiliz zâbiti vardı.Oturmak için yer aradılar.Oturmak için yer aradılar…Kız,gülerek açılan yere doğru yürürken kısık bir feryat koptu.Bu,yerde
sürünen zavallı kötürüm askerin sesiydi.Kız iskarpinlerinin sivri topuklarıyla bunun tek dayanağı olan ellerinden birine basmıştı.Lâkin utanmaz kız bu hareketinden hiç sıkılmadı ve deminki sırnaşık yüzü sert bir ifade alarak ayaklarının dibindeki hazin insan kalıntısına baktı:”Ne acayip”diye söylendi.”Bu hâldeki adam da tramvaya biner mi?”…O zamana kadar bu manzaranın az çok kayıtsız bir seyircisi olan Necdet’in yüreği ağzına geldi.Gözlerinin önünden şimşeklerle yüklü bir kara bulut geçti.Hemen,kızın üzerine atılıp narin boğazından sıkmak istedi.Hiçbir şeye yaramayan ellerinin bu hareketi onun boşuna ve lüzumsuz hayatının tek müspet işi olacaktı…”
3)Yukarıdaki metni dil ve anlatım (bakış açısı) yönünden inceleyiniz?
4)Yukarıdaki metnin temasını bulunuz.
5)Yukarıdaki metni zihniyet açısından inceleyiniz?
6) Bir edebî metnin yazıldığı dönemden bağımsız bir metin olarak ele alınıp alınamayacağını nedeni ile birlikte belirtiniz.
“Irak yoldan arzulayıp geldiğim
Ferhat gibi karlı dağlar deldiğim
Ela gözlerine kurban olduğum
Tatlı dillerine adam doyar mı?”
7) Yukarıdaki dörtlükte anlatılmak istenen nedir? Kısaca açıklayınız.
8) Yukarıdaki dörtlüğü uyak düzeni, kafiye ve ölçü bakımından inceleyiniz.
9) Yukarıdaki dörtlükte kullanılan edebi sanatları bularak ayrıntılı bir şekilde açıklayınız.
10) Yukarıdaki dörtlük, konuşlarına göre şiir türlerinden hangisine girer? Nedenini açıklayınız.
FATMA ÇELİK
T.D.E. ÖĞRETMENİ
NOT BAREMİ: HER SORU 10 PUAN BAŞARILAR
Bölünebilme Kuralları
2 ile Bölünebilme:
Bir sayının 2 ile tam olarak bölünebilmesi için, birler basamağının
0, 2, 4, 6, 8
sayılarından biri olması gerekir. Yani, her çift sayı 2 ile tam olarak bölünür. Bununla birlikte, tüm tek sayılar 2 ile bölündüğünde, kalan 1 olur.
3 ile Bölünebilme:
Bir sayının 3 ile tam olarak bölünebilmesi için, sayının rakamları toplamının 3 veya 3 ün katları olması gerekir. Bir sayının 3 e bölümünden kalan, rakamları toplamının 3 e bölümünden kalana eşittir.
4 ile Bölünebilme:
Bir sayının 4 ile tam olarak bölünebilmesi için, sayının son iki basamağının
00 veya 4 ün katları
olması gerekir. Bir sayının 4 ile bölümündeki kalan, sayının son iki basamağının 4 e bölümündeki kalana eşittir. Diğer taraftan, 4 ile tam olarak bölünebilen yıllar, artık yıl olarak isimlendirilir. Yani, artık yılların Şubat ayı 29 gün çeker. Dolayısıyla, 4 ile Bölünebilme, artık yılların bulunması kullanılabilir.
5 ile Bölünebilme:
Bir sayının 5 ile tam olarak bölünebilmesi için, sayının birler basamağının
0 veya 5
olması gerekir. Bir sayının 5 ile bölümündeki kalan, sayının birler basamağının 5 e bölümündeki kalana eşittir.
6 ile Bölünebilme:
Bir sayının 6 ile tam olarak bölünebilmesi için, bu sayının hem 3 ile hem de 2 ile tam olarak bölünmesi gerekir. Yani, 6 ile bölünebilen bir sayının hem çift sayı olması hem de rakamları toplamının 3 veya 3 ün katları olması gerekir.
7 ile Bölünebilme:
Bir sayının 7 ile tam olarak bölündüğünü tespit etmek için, sayının rakamlarının altına birler basamağından başlayarak (sağdan sola doğru)
a b c d e f
2 3 1 2 3 1
- +
sırasıyla ( 1 3 2 1 3 2 ...) yazılmalı ve şu hesap yapılmalıdır:
( 1.f + 3.e +2.d ) - ( 1.c + 3.b + 2.a ) = 7.k + m ( k, m: tamsayı)
Sonuç, 7 veya 7 nin katları ( m = 0 ) olursa, bu sayı 7 ile tam olarak bölünür. Şayet, m sıfırdan farklı bir tamsayı olursa, bu sayının 7 ile bölümünden kalan m olur. İşaretler de sağdan başlayarak sırasıyla her üçlü için
+, -, +, -, +, -, +, ...
şeklinde olmalıdır. Bu kurala, (132) kuralı adı verilmektedir.
8 ile Bölünebilme:
Bir sayının 8 ile bölünebilmesi için, sayının son üç basamağının
000 veya 8 in katı
olması gerekir. Bir sayının 8 ile bölümündeki kalan, sayının son üç basamağındaki sayının 8 e bölümündeki kalana eşittir.
9 ile Bölünebilme:
Bir sayının 9 ile tam olarak bölünebilmesi için, sayının rakamlarının toplamının 9 veya 9 un katları olması gerekir. Bir sayının 9 a bölümündeki kalan, sayının rakamlarının toplamının 9 a bölümündeki kalana eşittir.
10 ile Bölünebilme:
Bir sayının 10 ile tam olarak bölünebilmesi için, sayının birler basamağının sıfır olması gerekir. Bir sayının 10 a bölünmesiyle elde edilen kalan, sayının birler basamağındaki rakama eşittir.
11 ile Bölünebilme:
Bir sayının 11 ile tam olarak bölünebilmesi için, sayının rakamlarının altına birler basamağından başlayarak sırasıyla
+, -, +, -, ...
işaretleri yazılır, artılı gruplar kendi arasında ve eksili gruplar kendi arasında toplanır, genel toplamın da
0, 11 veya 11 in katları
olması gerekir. Bir sayının 11 ile bölümündeki kalan, artılı ve eksili gruplarının toplamının 11 e bölümündeki kalana eşittir.
12 ile Bölünebilme:
Bir sayının 12 ile bölünebilmesi için, bu sayının hem 3 ile hem de 4 ile tam olarak bölünmesi gerekir.
15 ile Bölünebilme:
Bir sayının 15 ile bölünebilmesi için, bu sayının hem 3 ile hem de 5 ile tam olarak bölünmesi gerekir.
18 ile Bölünebilme:
Bir sayının 18 ile bölünebilmesi için, bu sayının hem 2 ile hem de 9 ile tam olarak bölünmesi gerekir.
24 ile Bölünebilme:
Bir sayının 24 ile bölünebilmesi için, bu sayının hem 3 ile hem de 8 ile tam olarak bölünmesi gerekir.
25 ile Bölünebilme:
Bir sayının 25 ile tam olarak bölünebilmesi için, sayının son iki basamağının
00, 25, 50, 75
olması gerekir.
Herhangi bir sayı ile Bölünebilme:
a ve b aralarında asal sayı ve
x = a . b
olsun. Şayet, bir sayı hem a ya hem de b ye bölünüyorsa, bu sayı x e de tam olarak bölünür.
ÖRNEKLER
Örnek 1:
Rakamları farklı 5 basamaklı 9452X sayısının 2 ile bölünebilmesi için, X değerlerinin toplamı kaç olmalıdır?
Çözüm:
9452X sayısının 2 ile bölünebilmesi için, X in alabileceği değerler
0, 2, 4, 6, 8
olmalıdır. Oysa, bu sayının rakamlarının farklı olması istendiğinden, X rakamı 2 ile 4 olamaz. Dolayısıyla, X in alabileceği değerler
0, 6, 8
dir. Bu değerlerin toplamı
0 + 6 + 8 = 14
olur.
Örnek 2:
5 basamaklı 1582A sayısının 3 ile bölünebilmesini sağlayan A değerlerinin toplamı kaçtır?
Çözüm:
Bir sayının 3 ile bölünebilmesi için, sayının rakamları toplamının 3 ün katları olması gerektiğinden,
1 + 5 + 8 + 2 + A = 3 . k
olmalıdır. Buradan,
16 + A = 3 . k
olur. Böylece, A
2, 5, 8
değerlerini alması gerekir. Dolayısıyla, bu değerlerin toplamı
2 + 5 + 8 = 15
olarak bulunur.
Örnek 3:
İki basamaklı mn sayısı 3 ile tam olarak bölünebilmektedir. Dört basamaklı 32mn sayısının 3 ile bölümünden kalan kaçtır?
Çözüm:
mn sayısı 3 ile tam olarak bölünebildiğine göre,
m + n = 3 . k
olması gerekir. O halde, 32mn sayısının 3 bölümünden kalan şöyle bulunur:
3 + 2 + m + n = 5 + ( m + n )
= 5 + 3 . k
= 3 + 2 + 3 . k
= 2 + 3 . k
Dolayısıyla, Kalan = 2 dir.
Örnek 4:
Dört basamaklı 152X sayısının 4 e bölümünden kalan 2 olduğuna göre, X in alabileceği değerler toplamı kaçtır?
Çözüm:
152X sayısının 4 e tam olarak bölünebilmesi için, sayının son iki basamağının yani 2X in, 4 ün katları olması gerekir. O halde, X,
0, 4, 8 ... (1)
değerlerini alırsa, 152X sayısı 4 e tam olarak bölünür. Kalanın 2 olması için, (1) nolu değerlere 2 ilave edilmelidir. Bu taktirde, X,
2, 6
değerlerini almalıdır. Dolayısıyla, bu değerlerin toplamı
2 + 6 = 8
olur.
Örnek 5:
666 + 5373
toplamının 4 e bölümünden kalan kaçtır?
Çözüm:
666 nın 4 e bölümünden kalan şöyle bulunur:
66 nın 4 e bölümünden kalana eşit olup, kalan 2 dir.
5373 ün 4 e bölümünden kalan şöyle bulunur:
73 ün 4 e bölümünden kalana eşit olup, kalan 1 dir.
Bu kalanlar toplanarak, toplamın kalanı
2 + 1 = 3
bulunur.
Örnek 6:
99999 . 23586 . 793423 . 458
çarpımının 5 e bölümünden kalan kaçtır?
Çözüm:
Bir sayının 5 e bölümünden kalanı bulmak için, birler basamağına bakılması gerekir ve birler basamağındaki rakamın 5 e bölümündeki kalana eşittir. Dolayısıyla,
99999 sayısının 5 e bölümünden kalan 2 dir.
23586 sayısının 5 e bölümünden kalan 1 dir.
793423 sayısının 5 e bölümünden kalan 3 tür.
458 sayısının 5 e bölümünden kalan 3 tür.
Bu kalanların çarpımı,
2 . 1 . 3 . 3 = 18
olur. 18 in 5 e bölümünden kalan ise, 3 tür.
Örnek 7:
Rakamları birbirinden farklı dört basamaklı 3m4n sayısı, 6 ile tam olarak bölündüğüne göre, m + n in en büyük değeri kaçtır?
Çözüm:
Bir sayının 6 ile tam olarak bölünebilmesi için, sayının hem 2 ile hem de 3 ile tam olarak bölünmesi gerekir.
3m4n sayısının 2 ye tam olarak bölünebilmesi için, n nin
0, 2, 4, 6, 8
olması gerekir. m + n nin en büyük olması için, n = 8 olmalıdır. Böylece, 3m4n sayısı,
3m48
olur. 3m48 sayısının, aynı zamanda, 3 e bölünmesi gerektiğinden,
3 + m + 4 + 8 = m + 3
olur ve böylece m, şu değerleri alabilir:
0, 3, 6, 9
m + n nin en büyük olması için, m = 9 alınmalıdır. Dolayısıyla, m = 9 ve n = 8 için, m + n nin en büyük değeri,
m + n = 9 + 8 = 17
olur.
Örnek 8:
Beş basamaklı m362m sayısı, 7 ile tam bölündüğüne göre, m nin alabileceği değerlerin toplamı kaçtır?
Çözüm:
(132) kuralını kullanmalıyız.
m 3 6 2 m = ( m.1 + 2.3 + 6.2 ) - ( 3.1 + m.3 ) = m + 6 + 12 - 3 - 3m = - 2m + 15
3 1 2 3 1
- +
- 2m + 15 = 7.k
Buradan m = 4 olur.
Örnek 9:
458028 sayısının 8 e bölümünden kalan kaçtır?
Çözüm:
Bir sayının 8 ile bölümünden kalanı bulmak için, sayının son üç basamağının 8 ile bölümünden kalanına bakılmalıdır. Dolayısıyla, 28 sayısının 8 ile bölümündeki kalanı bulmalıyız.
28 in 8 ile bölümünden kalan 4 tür.
O halde, 458028 sayısının 8 e bölümünden kalan, 4 tür.
Örnek 10:
10 basamaklı 4444444444 sayısının 9 ile bölümünden kalan kaçtır?
Çözüm:
Sayının rakamlarının toplamını alıp, 9 un katlarını atmalıyız.
Rakamların toplamı: 4 . 10 = 40 dır. Buradan, 4 + 0 = 4 bulunur.
O halde, 4444444444 sayısının 9 a bölümündün kalan 4 tür.
Örnek 11:
Dört basamaklı 268m sayısının 10 ile bölümünden kalan 3 olduğuna göre, m kaç olmalıdır?
Çözüm:
Bir sayının 10 a bölümünden kalanı bulmak için, birler basamağına bakılmalıdır. Sayınnı birler basamağındaki rakam kaç ise, kalan odur.
Bu nedenle, 268m sayısının 10 ile bölümünden kalan 3 olduğuna göre, m = 3 olmalıdır.
Örnek 12:
Dokuz basamaklı 901288563 sayısının 11 ile bölümünden kalan kaçtır?
Çözüm:
9 0 1 2 8 8 5 6 3
+ - + - + - + - +
Kalan = ( 9 + 1 + 8 + 5 + 3 ) - ( 0 + 2 + 8 + 6 )
= 26 - 16
= 10
olarak bulunur.
Örnek 13:
Beş basamaklı 5m23n sayısının 30 ile tam olarak bölünebilmesi için, m ve n nin hangi değerleri alması gerekir?
Çözüm:
Bir sayının 30 ile tam olarak bölünebilmesi için, hem 10 ile hem de 3 ile tam olarak bölünmelidir.
Bir sayının 10 ile tam olarak bölünebilmesi için, sayının birler basamağının 0 olması gerekir. Dolayısıyla, n = 0 olmalıdır. Böylece, verilen sayı
5m230
olur.
Bir sayının 3 ile tam olarak bölünebilmesi, sayının rakamları toplamının 3 ün katları olması gerekir. Dolayısıyla,
5 + m + 2 + 3 + 0 = 3.k
m + 10 = 3.k
m = 2, 5, 8
olur. O halde, m = 2, 5, 8 ve n = 0 olmalıdır.
Gök-Türkler’in tarih sahnesine çıktıkları anlarda Juan-Juanlar’a tabi olarak, Altay dağlarında an‘anevi sanatları demircilikle uğraştıkları ve Juan-Juan Devletine silah imal ettikleri biliniyor. Fakat o zaman dahi dağınık değildiler. Çou-shu (Çin yıllığı, M. 550-557’den)’ya göre, Gök-Türk Devleti’nin kurucusu Bumin (Çince’de T’u-men)’in atası olarak gösterilen A-hien, “Şad” ünvanını (Bilge şad) taşıyor ve Bumin’den hemen önce gelen Tu-wa adlı başbuğ da Ta-ye-hu (“Büyük Yabgu”) olarak tanınıyordu. Demek ki Türk kütlesinin Juan-Juanlar’a bağlılığı “fedaratif” mâhiyette idi.
Bumin daha M. 534 yılında kuzey Tabgaç (Wei) idarecileri ile siyâsî münasebet kurmuş, M. 542’de akıncılarının başında Huang-ho nehri yakınlarında görünmüş ve M. 545’de batı Tabgaç hükümdarının gönderdiği elçiyi “imparatorluktan nezdimize “hey’et geldi, devletimiz bundan gurur duyar” sözleri ile karşılamıştı. Gök-Türk hanlarından İşbara, 585'teki bir konuşmasında Gök-Türk devletinin “50 yıl önce” kurulduğunu söylemiştir ki, bu da 535 tarihine düşer.
Ancak Bumin’ın 546’da Juan-Juan devletine karşı bir Töles ayaklanmasını bastırdığı için, o devlet hükümdarı ile eş-değerde olduğunu göstermek maksadı ile, onun kızı ile evlenmek isteğinin kabaca reddedilmesi üzerine üst-üste vurduğu darbelerle Juan-Juan devletini çökertip arazisini tamamen işgal ettikten sonra resmen “il-kagan” unvanını alması ve böylece, merkezi, eski büyük Hun imparatorluğunun başkent bölgesi, Ötüken (Orhun ırmağının hemen batısında, ormanlık ve dağlık bir bölge) olmak üzere hakanlığı kurması 552 yılında olmuştur.
Devletinin batı kanadını kuruluşta kendisi ile birlikte çalışan küçük kardeşi İstemi’ye,”Yabgu” ünvanını taşımak, dolayısıyla doğu kanadının yüksek hakimiyetini tanımak üzere veren Bumin, devleti kurduğu yıl içinde öldü. İstemi Kağan batıda fetihlerine devam ederken, Ötüken’de iktidara gelen, Bumın’ın oğlu K’o-lo (Kara?) ve bunun erken ölümü üzerine hakim olan, Bumin’in diğer oğlu Mu-kan (553-572) zamanında devlet, haşmetli çağına ulaştı.
Heybetli görünüşü, parlak mavi gözleri, kudreti ve huşuneti Çin kaynaklarında belirtilen Mu-kan Kagan, son bir darbe ile Juan Juanlar’ı tarihe malettikten sonra (555), K’i-tanlar’ın ve Kırgızlar’ın ülkelerini Gök-Türk hakimiyetine bağladı. Çin’de Batı Tabgaçları’nın yerine geçen Chou hanedanı ile, yeni kurulan Tsi hanedanını baskı altına aldı. İstemi’nin harekatına karşı, Çin’den yardım isteyen Ak-Hun-Eftalit devletine ve Maveraünnehir halkına Çin askerî desteğini önledi. 564’de Şan-si’deki Tsi başkenti Tsin-yang’ı muhasara etti ve kızı prenses Aşına’yı Chou imparatoru ile evlendirdi (568). Kaynakların bildirdiğine göre, geniş ülkelere ve 100 bin kişilik bir orduya sahip Gök-Türk hakanını, Çin imparatoru akrabalık kurma yolu ile teskin etmiş oluyordu.
Mu-kan’ın emrindeki kuvvet devletin doğu kanadının ordusu idi. İstemi (552-576) kumandasındaki öteki ordusu ise kendi bölgesinde hareket halinde idi. Kısa zamanda, Altaylar’ın batısını Issık Göl ve Tanrı Dağları’na kadar hakimiyetine alan İstemi, geniş çapta askerî ve siyasî faaliyetleri neticesinde temas kurduğu Sasanî İmparatorluğu ve Bizans gibi Ortaçağ’ın en büyük iki devletini Gök-Türk politikası izinde yürütmek suretiyle, Türk hakanlığını bir dünya devleti payesine yükseltti.
561 yılında, Ak-Hun-Eftalitler üzerinde yaptığı ilk baskı tecrübesinden sonra, İpek transit ticaretini elinde tutan bu devlete karşı Sasanî İmparatorluğu’nu tabiî müttefiki olarak gören İstemi, Şehinşah Anuşirvan Adil ile antlaşma akdetti. Bu vesile ile kızı, Anuşirvan ile evlenerek İran sarayına imparatoriçe oldu. Müttefikler tarafından şıkıştırılan Ak-Hun-Eftalit devleti yıkıldı ve toprakları Ceyhun (Amu Derya) sınır olmak üzere iki imparatorluk arasında paylaşıldı (564). Maveraünnehir, Fergana’nın bir kısmı, Kaşgar, Hoten vb. Gök-Türkler’e intikal etti. Bu suretle İç Asya ipek kervan yolu üçüncü kere Türklerin eline geçmiş oluyordu.
Ancak Anuşirvan bu bölüşümden, zaferdeki katkısına nisbetle “arslan payı”nı almış olmasına rağmen, pek memnun değildi, kervan yolunun Maveraünnehir güzergahını da ele geçirmek istiyordu. Bu maksatla, kendi ülkesinden Akdeniz limanlarına ve Bizans’a yapılmakta olan ipek nakliyatını durdurdu. Böylece hem ipek ticaretinin ünlü kervancıları olup son taksimde Gök-Türkler’e bağlanan Sogd (Semerkant bölgesi) ahalisinin faaliyetini baltalayarak, huzursuzluk çıkartmak, hem de Türkler’i ipek transit rüsumu (geçiş vergisi) gibi yüksek bir gelirden mahrum etmek düşüncesini uygulamaya koydu. İstemi’nin gönderdiği elçileri hile ile öldürttü. Uzlaşma ümidini kesen İstemi yönünü Bizans’a döndürerek İstanbul’a Sogdlu ipek taciri ve diplomat Maniah başkanlığında bir heyet gönderdi (568).
Tarihte bu, Orta Asya’dan Doğu Roma’ya giden ilk resmî heyet idi. İpek meselesi Gök-Türkler kadar Bizans’ı da ilgilendirdiği için, hatta Sasanî aracılığından kurtulmak üzere, nakliyatı Hind Denizi yoluna çevirmek maksadı ile güney Arabistan’daki Himyeri Devleti ile temaslar aramış olan Bizans’ta, İmparator II. Justinos, Türk elçilerini alaka ile karşılamış, İstemi’nin gönderdiği “İskitçe” (Türkçe) mektubu okutmuş ve Maniah’ın ağzından teşebbüsün ciddiliğini anlamıştı. Bir ittifak antlaşması yapmak üzere umumi vali Zemarkhos başkanlığında bir heyeti yola çıkardı (568 Ağustos başı).
Türk elçileri ile birlikte Karadeniz-Kafkaslar-Hazar Denizi-Aral Gölü arasından Talas yolu ile Tanrı Dağları’nda Ak-Dağ’da İstemi (Bizans kaynaklarında, Dizabulo, Dilzibulos, Silzioulos, Stembis: Al-Tabari’de Sincibu)’nin huzuruna gelen Bizans elçilerinin hatıralarında Gök-Türk hayatını, kudret ve ihtişamını gözler önüne sermesi bakımından pek kıymetli bir vesikadır. İstemi, Bizans ile işbirliği yaparak Anuşirvan’ı ipek yolunu açmağa zorlamak gayesini güden siyasetinde başarıya ulaşmış, 571 yılında Sasanî-Bizans çatışması başlamıştı. Fakat bu savaşa Gök-Türklerin katıldığına dair bir işaret yoktur. Ancak Anuşirvan’ın oğlu olup, Gök-Türk prensesinden doğduğu için “Türk-zade” diye anılan IV. Ormuzd’un son yıllarında (579-590) müdahale edilmiştir.
Bu geç kalışın sebebi, Gök-Türkler’in fiili savaşa iştirak için tazyik eden Bizans’ın gönderdiği çeşitli elçilerden biri olan Valentinos’u 576’da Aral Gölü havalisindeki Türk bölgesinde karşılayan Türk-şad’ın sözlerinden anlaşılıyor. Bu Türk prensi Bizans’ı Gök-Türkler’in affedilmez hasımları olan Avarları himaye etmekle ve “kılıçla değil, atların ayakları altında karınca gibi ezilerek öldürülmeği hak eden” bu kavme barınacak yer vermekle suçluyordu ki bu doğru idi.
İstemi’nin siyasetinin diğer ve daha mühim bir neticesi de şu olmuştur: 19 yıl sürmüş olan (571-590) Sasanî-Bizans mücadelesinden sonra da iki imparatorluğun arası düzelmemiş, birbirini takip eden karşılıklı istilalarda nihayet İmparator Heraklaious’un Sasanî başkenti; Madain (Ktesiphon)’e kadar uzanan seferleri (622-628) Sasanî İmparatorluğunun son mecalini de kırmıştır ki, Kur’an’da bile işaret olunan bu durum İslamiyetin kısa zamanda İran’da hakimiyet kurmasını kolaylaştırmıştır.
Mu-kan’ın yerine kardeşi T’a-po (Tapar?) geçti (572-581). Kudretli hakanlığın yeni hükümdarı, kendini tebrik etmek üzere hediyelerden başka 100 bin top ipek gönderen Chou İmparatoru ile, tebrik için çeşitli hediyelerle birlikte başkumandanını göndermek suretiyle hususî bir itina gösteren, Chou’ların rakibi, Tsi İmparatorluğu’na “oğullarım” diye hitap ediyordu. Bu bütün kuzey Çin’in Türk himayesine alındığını göstermekte idi.
Ülkesinin genişliğinden dolayı hakanlığın doğrudan doğruya kendi idaresindeki kanadını ikiye ayırarak, doğusuna, kardeşi K’o-lo’nun oğlunu, batısına da küçük kardeşi Jo-tan’ı “Han” ünvanları ile tayin eden İstemi de esasen kendisinin yüksek hakimiyetini tanımakta olduğundan, ulu hakan durumuna yükselen T’a-po, bir Tsi prensesi ile evlenmek düşüncesine kapıldı ve ayrıca Türk topluluğu için zararlı cihetleri önceki devirlerde ileri görüşlü Türk idarecileri tarafından ortaya konulmuş olan Buda dinini, bir Budist misyoneri (Jnagoupta)’nın telkinlerine kanarak, memlekette himayeye kalktı; bir Budist tapınağı ve bir Buda heykeli yaptırdı.
Gök-Türk haşmeti çöküşe yüz tutmuş gibi idi. T’a-po dış siyasette de yanlış adımlar attı. Tsi’ler 575’te Tchin hanedanı tarafından yıkıldığı zaman, oradan kaçarak kendisine sığınan bir Tsi prensini “Çin kağanı” ilan etti. Choularla arasının açılmasına sebep olan bu durum karşısında kalabalık bir ordu ile, Pekin bölgesine ilerleyen T’a-po kendisine yeni bir Çinli prenses vaad edilerek durduruldu (579). Ancak prensesin verilebilmesi için Chou hükümdarı, “Çin Kağanı” Tsi prensinin kendisine teslimini istiyordu. Bir av esnasında bu prensin Choular tarafından kaçırılmasına göz yumulması millet nazarında hakanın itibarını büsbütün sarstı. Gök-Türk birliği ve kültüründe mühim çatlakların belirdiği bu yıllarda diğer mühim bir hadise de İstemi’nin ölümü oldu (576).
Resmi ünvanı “Yabgu” olması gerekirken (kendisine bağlı batı Gök-Türk halkı bazen Yabgu Türkleri diye anılıyordu), kitabelerde bile “Kagan” diye zikredilen bu büyük şahsiyetin ölümünü, yukarıda adı geçen Türk-şad’ın sözlerinden öğreniyoruz. Türk-şad’ı sinirlendiren hususlardan biri de, ölen “atası”nın yas günlerinde Türkler’in rahatsız edilmeleri idi. Yol hatıraları Gök-Türk hakanlığının batı bölgelerindeki kavimler bakımından çok mühim olan elçi Valentinos’a hitaben yapılan bu konuşma ayrıca Türk fetihlerinin hem şeklini, hem felsefesini açıklamak itibariyle büyük değer taşımaktadır:
“Ben esirlerimiz olan Uar-Huni (Avar)’lerin hangi yoldan Bizans’a gittiklerini biliyorum. Dinyeper’in, Meriç’in nerede olduğunu, Tuna’nın nereye aktığını biliyorum. Gün doğusundan gün batısına kadar ülkeler bize diz çökmüştür. Alanlar’ı On-Ogurlar’ı görüyorsunuz. Bize karşı gelmek cesaretini gösterdiler, fakat ümidleri boşa çıktı. Roma’ya da geleceğiz”. Gök-Türk sınırlarının Kafkasya’nın kuzeyine kadar uzandığını ortaya koyan bu sözler Bizans’ı açık bir tehdit manasını ifade ediyordu. Ancak Türk-şad şaka yapmadığını gösterdi. Kırım’da Bizans’a ait ünlü Kerç Kalesi Türk kuvvetleri tarafından zapt edildiği zaman Doğu Roma elçileri henüz Gök-Türk topraklarında idiler (576).
Bu, Gök-Türk Devleti'nin Mançurya sınırlarından Karadeniz’e kadar uzanarak genişliğinin son haddine ulaştığı tarihtir.
İstemi’den sonra yerine geçen oğlu Tardu (576-603) (Çincesi Ta-teu, aslında bir unvan), cesareti ve savaş severliği ile babasına benzemekte idi ise de, ihtirası yüzünden, T’a-po Hakan’ın açmış olduğu ayrılık çizgisini büsbütün derinleştirdi. Çinliler, onun bu zaafından faydalandılar: Önce, hakanlığın kendine verilmemiş olmasından dolayı küskün olan Ta-lo-pien’i (Mu-kan’ın oğlu) T’a-po’ya karşı kullanarak Tardu’nun yanına gitmesini telkin ettiler. Halbuki Mu-kan bile bu oğlunu tahta namzet göstermemiş idi, çünkü annesi asil (Türk soyundan ) değildi. Ulu hakan T’a-po 581 de ölürken, kendi oğlu yerine onun hakan olmasını arzu ettiği halde, danışma kurulu (Devlet meclisi) bunu kabul etmeyerek K’o-lo’nun oğlu İşbara (Çincede Şa-po-lüe)’yi hakanlığa getirmişti.
Çin, Gök-Türkler arasındaki anlaşmazlığı körüklemeğe devam ediyordu. Ta-lo-pien Batı Yabgusu Tardu’nun yanında, yeni ulu hakan ile mücadeleye hazırlanırken, İşbara da o sırada, Choular yerine iktidara gelerek, Çin’de 350 yıldan beri ilk defa siyasî birlik tesis eden Sui hanedanı (581-618)’ndan kendi ailesinin intikamını almak isteyen karısı, Chou prensesinin telkinlerine kapılarak, Çin’e kuvvet sevk ediyor, Sui imparatoru Ven-ti de eskiden beri Çin şehirlerinde ticaretle uğraşan ve dostluk münasebetleri çerçevesinde, imtiyazlara sahip 10 bin kadar Türk’ü Çin’den uzaklaştırıyordu.
Buna karşı İşbara’nın ordusu ile Çin’e girmesi, Çin hile faaliyetinin yoğunlaşmasına yol açtı. Wen-ti derhal Tardu’ya altın kurt başlı bir sancak göndererek onu Gök-Türk ulu hakanı olarak selamladığını bildirdi. İhtirası alevlenen Tardu, Çin’e karşı ortak hareket teklif eden İşbara’nın bu isteğini önce reddetti ve İşbara, Gök-Türkler’i gayet iyi tanıdığı anlaşılan diplomat-general Ç’ang Sun-şeng ile mücadele etmek ve bu Çinli’nin Türk kumandanları arasına soktuğu nifak ile uğraşmak mecburiyetinde kalırken, Tardu, hakanlığın doğu kanadının yüksek hakimiyetini tanımadığını ilan etti (582). Böylece imparatorluk resmen ikiye ayrılmış oldu.